GİRDİ MALİYETLERİ VE TARIMDA ÇÖZÜMLER

Hüseyin DEMİRTAŞ

Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı

Girdi fiyatlarının yüksekliği tarımın kanayan yarasıdır. 2022 yılı ortalarında yüzde 100’ü aşan 2023’ün ortalarından itibaren yüzde 30’lar seviyesine inen TÜİK Tarım Girdi Fiyat Endeksi 2023 Aralık ayı itibariyle yıllık bazda yüzde 41,43, aylık yüzde 2,62 artış gösterdi. Aralık ayında enerji ve yağlarda yüzde 2 civarında bir düşüş olurken özellikle hayvan yemiyle “diğer mal ve hizmetler” kalemlerinde sırasıyla 5.2 ve 6.3 oranında bir yükselme yaşandı. Tabii bunlar TÜİK rakamları; piyasada maliyetler genellikle daha da yüksek seyretti.

Tarımsal girdilerde en önemli sorun mazot sorunudur. Türkiye’de 1,9 milyon adet traktör bulunuyor. Bunların yüzde 99’u dizel motorlu. Mazot fiyatları yükselince çiftçinin tüm girdilerine yansıyor. Örneğin16 Temmuz 2023’te yapılan ÖTV düzenlemesinin ardından motorinin litre fiyatı üzerinden alınan vergi tutarı 2,05 liradan 7,05 liraya yükseldi. 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı seçiminden bu yana benzin ve motorin ücretleri yaklaşık yüzde 75 zamlandı; Ayrıca dolar kuru da yüzde 35 arttı.

Türkiye’de tüketilen yaklaşık 30 milyar litre mazotun 3 milyar litreden fazlası tarımda kullanılıyor. Bu da toplam mazot kullanımının yüzde 10’dan fazlasını oluşturuyor.  Üreticinin bugünkü satış fiyatıyla mazota ödediği toplam miktar yüz milyar lirayı geçiyor. Bunun önemli bir bölümünü vergiler oluşturuyor. Halen mazot fiyatının yüzde 22’si ÖTV’den oluşuyor. Mazotta uygulanan KDV de ilave edildiğinde mazota ödenen paranın yüzde 38,5’i vergiye gidiyor.

Elektrik ve su giderleri de yapılan zamlardan doğrudan etkileniyor. Mazot ve gübre fiyatlarında 2022 yılında olduğu gibi olağanüstü artışlar olmasa bile ÖTV’ye gelen zamlar çiftçinin bütçesinde en büyük gediği açıyor. Hayvancılığın en önemli girdisi olan hayvan yemi fiyatları halen tarımsal girdiler arasında rekor kırıyor.

Devletin 2023 yılında çiftçiye bütçeden verdiği destek 63,4 milyar liraydı; 2024 yılı için bu rakam 91,55 milyar liraya çıkarıldı. Yani çiftçiye verilen destek oranı enflasyon oranının altında kalırken çiftçi geçen yıl aldığı desteğin yaklaşık iki katını mazota harcadı. Hayvan yemi fiyatlarındaki artış nedeniyle bir çok besici hayvanlarını kesime vererek sektörden çekildi. Bu yıl mazot fiyatı sabit kalsa bile aldığı destek mazot parasını karşılamaya yetmiyor.

Verilen destek Tarım Kanunun öngördüğü miktarın yarısından az. Bu yıl verilen desteğin GSMH’ya oranı yüzde 0.22 düzeyinde; oysa Tarım Kanununa göre bu oran en az yüzde 1 olmalıydı. Yani çiftçiye kaşıkla verilen destek kepçe ile geri alınıyor.

2024 yılı destek ödemelerinde çeltik ve yem bitkilerinde mazot desteği artırılmadı. Diğer ürünlerde ise mazot fiyatlarındaki artışın gerisinde kaldı. Bu durumda aradığı desteği devletten bulamayan çiftçi çareyi bankalara borçlanmakta arıyor.

2023 yılı sonu itibariyle 2,2 milyon çiftçinin bankalara borcu 391 milyar lirayı aşarak 400 milyara doğru gidiyor. Tarımsal üretimin sürdürülebilmesi için tek çare mazottaki ÖTV ve KDV’nin toptan kaldırılması, borç sorununa radikal bir çare bulunmasıdır, çünkü bu yıl için 31 Marttan sonra gerek tarımsal girdilerde gerekse gıdalarda artışın daha yüksek olacağı görüşündeyiz.

AKARYAKIT SORUNU VE DIŞA BAĞIMLILIK

Girdi fiyatlarıyla ilgili bir diğer sorun, tarımın en önemli girdileri olan akaryakıt ve gübrede dışa bağımlılık sorunudur. Döviz piyasasındaki istikrarsızlık sonunda dönüp dolaşıp girdi fiyatlarına yansıyor. Girdi fiyatlarındaki artış üretim fiyatlarını yukarı çekiyor. Bu da gıda enflasyonu dediğimiz olayı yaratıyor. “Gıda enflasyonu” denildiğinde insanlar tarımsal üretimi yapan insanların bu işten karlı çıktığını, daha fazla kazanç sağladığını düşünüyor. Oysa durum tam tersi. Gıda enflasyonu ve tarımsal girdi fiyatlarında yükseliş at başı gidiyor. Bu olaydan tüketici kadar üretici de zarar görüyor.

Geçtiğimiz günlerde TÜİK ocak ayına ilişkin Tarım ÜFE (Üretici Fiyat Endeksi) verilerini açıkladı. Buna göre, endekste ocakta bir önceki aya kıyasla yüzde 3,85, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 57,85 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 61,85 artış gerçekleşti. Tüketici Fiyat Endeksi, yani enflasyon da Şubatta aylık bazda yüzde 4,53 artışla yıllık bazda yüzde 67,07 oldu. Burada üretici fiyat endeksindeki yükselişin tüketiciye nasıl yansıdığı açıkça görülüyor.

Ancak bir hususu da belirtmek gerekiyor. Enflasyonu ölçen bağımsız ENAG’ın verilerine göre enflasyon Şubat ayında yüzde 4,32 artarken yıllık enflasyon ise yüzde 121,98 olmuştur. Ocak ayında 129,11 idi. Yani gıda enflasyonu aslında girdi enflasyonunun üzerinde seyrediyor. Bunun nedeni aracı kârlarının yüksekliğidir.

Türkiye’de hükümet yetkilileri gıda enflasyonunu dünyada ekonomik alanda yaşanan olumsuz gelişmelere bağlıyorlar.  Covid salgını sırasında bu tür olumsuz gelişmelerin olduğu bir gerçek, ama bu iddia tüm dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye’de artışın hızlı bir şekilde devam etmesini açıklamaya yetmiyor.

Örneğin gıda fiyatları küresel düzeyde 2,5 yılın en düşük seviyesine gerilemiş durumda. Buna karşın Türkiye’de Eylül 2020’den bu yana 40 aydır fiyatlar aralıksız yükselmeye devam ediyor. Üstelik gıda fiyatlarındaki artış genel enflasyon oranının üzerinde. Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD), üyesi olan ülkelerde ekim ayında kaydedilen gıda enflasyonu raporuna göre, Türkiye gıda enflasyon artışında yüzde 72 ile ilk sırada yer alıyor.

Bu durumun nedenlerine bakıldığında ilk göze çarpan olgu ürünlerin tarladaki fiyatlarıyla market fiyatları arasındaki uçurum. Bu işte zarar görmeyen tek kesim aracılık yapan kesimdir. Onlar her zaman tarlada 5’e aldıklarını piyasada on beşe, yirmi beşe satma olanağına sahip ve bu olanağı kullanıyorlar. Bizde pazarlama kooperatiflerinin olmaması, başka bir deyişle üreticinin ürettiği ürünü bizzat kooperatifler eliyle pazarlama olanağından yoksun bulunması, girdi fiyatlarındaki artışın bizzat üreticiler tarafından piyasaya yansıtılmasını, dolayısıyla çiftçinin uğradığı zararı telafi etmesini önlüyor.

Ürün alımlarında belirlenen fiyatlar da yıllık enflasyon düzeyinin çok altında kalıyor. Örneğin 2023 yılında mısır alım fiyatında yapılan artış yüzde 5, buğdayda yüzde 21 oldu. Diğer ürünlerde de durum üç aşağı beş yukarı böyle.

Bu yıl Çukurova başta olmak üzere güney illerimizde narenciye ürünleri satış fiyatı toplama fiyatını bile karşılamadığı için dallarında çürümeye terk edildi. Bu şekilde telef olan ürün miktarı yaş sebze meyvede yüzde 30-40 civarında. Aracı kesim bundan zarar görmüyor, çünkü rekolte düştüğünde piyasada ürünün fiyatını kâr düzeyini koruyacak şekilde yükseltebiliyor. Sonuçta bahçede 5 liraya alıcı bulamayan limon markette 30-40 liradan satılıyor.

Yukarıda verdiğimiz bilgilerin de ortaya koyduğu gibi Türkiye’de nüfus artmakta, tarım ürünlerinin kendine yeterlilik oranı ve kişi başına düşen üretim miktarı azalmaktadır.

Örneklersek:

Geçmişten bu yana üretimimizin temel unsuru olan tahıl ürünleri toplamı için 2021-2022 piyasa döneminde yurt içi üretimin yurt içi talebi karşılama derecesi (yeterlilik derecesi) %80,3 olarak gerçekleşti. Toplam tahıl üretiminde en büyük paya sahip olan buğdayın yeterlilik derecesi %87,3, yem sanayinin en önemli girdilerini oluşturan arpanın yeterlilik derecesi %66,8, mısırın yeterlilik derecesi %76,6, soyanın yeterlilik derecesi ise %6 oldu.

Genel olarak baktığımızda kolza, kuru fasulye ve patates dışında yeterlilik düzeyinin üzerinde fazla veren ürünümüz bulunmamaktadır. Pamuk ve şeker pancarında yüzde 100’e yaklaşan bir yeterlilik oranı görülmektedir. (bakanlık verileri) Bunların dışında kalan buğday, arpa, çavdar, yulaf, mısır, pirinç, ayçiçeği, nohut, mercimek gibi tüm ürünlerde yetersiz üretimden dolayı ithalat zorunlu hale gelmektedir.

Yaş sebze ve meyvelerin bir kısmı hariç baklagiller (mercimek yeşil ve kırmızı) tahıl ürünleri özellikle yağlı tohumlar (soya, ayçiçekyağı, mısır vb.) kırmızı et, canlı hayvan (büyükbaş ve küçükbaş) ve süt ürünlerinde bağımlı ve yarı bağımlı hale geldik. Mesela hayvancılık sektöründe kırmızı et ve hayvan ithalatına 2023 yılında 1.2 milyar dolar ödedik.

2023 yılı dolmadan 715 bin 403 sığır ve 31 bin 522 ton et ithal ettik. Buna rağmen hayvan sayımızı artıramadık. Aslında canlı hayvan ve kırmızı et ithalatımız 2010 yılından itibaren artarak devam ediyor. 2010 yılından bugüne denk 6,5 milyon yakın büyükbaş hayvan ithal etmiş bulunuyoruz. 2023 yılı ortalarında yapılan istatistiklere göre sığır sayımız 16 milyon 520 bin 965 baş hayvan sayısının olduğu tahmin ediliyor. Bu rakamlar, 2024 yılında ortalama 1 milyon hayvan ithal etmek zorunda kalacağımızı gösteriyor.

Çözüm önerimiz ise; yem maliyetlerinin düşürülmesi için meraların rehabilite edilmesi ve rant uğruna tarım arazilerinin ve meraların imara açılmasına son verilmesidir. Hayvancılık üretiminde desteklerin artırılması, küçük orta ölçekli işletmelerin koruma altına alınması, küçük üreticilere düşük faizli kredi verilmesi, üreticinin kırsaldan kente göçünü engellemek için aile işletmelerinde sigorta primlerinin devlet tarafından ödenmesi gerekmektedir.

Örneğin: yeşil mercimekte destekleme yetersiz olunca üretici alternatif ürün arayışına girdi ve mercimekte 2023 yılında rekolte düşüşü oldu 50 bin ton mercimek ithal ettik. Tarım desteklemelerinden gübre fiyatı önceki yıl gibi dekar bazında 21 lira sabit kaldı. Ama gübre fiyatları %70 arttı. Mazot desteği 75 liradan 103 liraya çıktı. Toplamda geçen yıl 96 lira olan dekar başına destek bu yıl 124 liraya çıktı.

Üretici Türkiye’de örgütlü olmadığı için üretim faaliyetini sürdüremiyor. Avrupa’da olduğu gibi örneğin Fransa da olduğu gibi farkındalık yaratıp sesini duyuramıyor.

Fransa da başlayan tüm Avrupa’ya yayılan İspanya, Almanya, İtalya ve Yunanistan’dan Hindistan’a kadar yapılan eylemlerde üreticiler devlete geri adım attırdı ve haklarını aldı. Fransa da parklara saman, Tarım Bakanlığı bölge müdürlüklerine hayvan gübresi döktü, trafik tabelalarını ters çevirdiler. Almanya ve Fransa da devlet üreticiye destekleme olarak ek bütçede artış yapmak zorunda kaldı.

2020 yılının ilk 10 ayında 12,1 milyar dolar tarım ve gıda ürünü ithalatı yapılırken 2023 yılının aynı döneminde ithalat 20,4 milyar dolara yükseldi. Son üç yıllık dönemde tarım ürünleri ihracatı yüzde 50 oranında artarken ithalat yüzde 68,2 oranında arttı.

Geçen yıl ithalatta ise en fazla ithal edilen ürün 3 milyar 402,4 milyon dolar ile buğday oldu. Buğdayın en fazla ithal edildiği ilk iki ülke Rusya ve Ukrayna’dır. 2023 yılında, Rusya’dan 2 milyar 596 milyon dolar, Ukrayna’dan 750,5 milyon dolar ve Moldova’dan 32,8 milyon dolar tutarında buğday ithalatı yaptık. Rusya ve Ukrayna’nın toplam buğday ithalatındaki payı yaklaşık yüzde 98,3 oldu.

Buğdayı 1 milyar 679,3 milyon dolar ile soya fasulyesi ve 1 milyar 303,9 milyon dolar ile ham ayçiçeği yağı takip etti. Soya fasulyesi ithalinde ilk sırayı 968,6 milyon dolar ile Brezilya alırken, bu ülkeyi Ukrayna ve ABD takip etti. Ayçiçeği yağı ithalatında ise sıralama 851,9 milyon dolar ile Ukrayna, 423,1 milyon dolar ile Rusya ve 15,9 milyon dolar ile Bulgaristan oldu.

Bu 3 ürün, geçen yıl itibarıyla toplam ithalatın yüzde 29,9’unu oluşturdu. Mercimekte ithalatın yüzde 80’ni Kanada’dan yapıyoruz.

Geçen yılın tamamında sığır ithalatının tutarı 1 milyar 163 milyon doları buldu. Aralık ayında sığır ithalatında en büyük pay 56,4 milyon dolarla Brezilya’ya ait olurken, bu ülkeyi 55,2 milyon dolarla Uruguay ve 7,8 milyon dolarla Almanya izledi. Geçen yıl genelinde sığır ithalatında ilk üç ülke ise 453,9 milyon dolar ile Brezilya, 246,8 milyon dolar ile Uruguay ve 99 milyon dolar ile Çekya olarak sıralandı.

Söz konusu dönemde en fazla ithalat 5 milyar 119 milyon dolar ile hayvan yemi sektöründe yapıldı. Bu sektörün ardından en fazla ithalat yapan sektörler, un, bitkisel yağ, canlı hayvan ticareti ile kakao ve çikolata sektörleri olarak sıralandı. Hayvan yemi sektörünün toplam ithalat içindeki payı yüzde 28,9, un sektörünün yüzde 20,82, bitkisel yağ sektörünün yüzde 19,87, canlı hayvan ticareti sektörünün yüzde 6,74 oldu.

Geçen yıl önceki yılla karşılaştırıldığında ithalatı değer olarak en fazla artan sektör 1 milyar 15 milyon dolar ile canlı hayvan ticareti sektörü oldu. Bu sektörün ardından pirinç değirmenciliği sektörü 322 milyon dolar, kakao ve çikolata sektörü 201 milyon dolar, un sektörü 112 milyon dolar ve kahve, çay ve baharat sektörü 89 milyon dolar ile ithalatı değer olarak en fazla artan sektörler olarak sıralandı.

Çiftçiyi tarım ve hayvancılıktan koparan en önemli sorun üretimi teşvik için yeterli önlemi almayıp, darlık baş gösterince hemen kimi zaman vergisiz olarak ithalata başvurmaktır. Kırmızı ette fiyatlar arttığı zaman yöneticilerin yıllardır hemen ithalata başvurması bunun en açık örneğidir. Bu uygulama bugüne kadar fiyat dalgalanmalarını ve fiyatların düşürülmesine bir çözüm olmadığı gibi fiyatların daha da yükselmesine neden olmuştur.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ

Son 3 yıl üreticiler açısından zor bir yıl oldu. Tarım ve hayvancılık gibi çok kapsamlı ve alt sektörlerden oluşan bir kesim için bir kurtuluş reçetesi yazabilmek kolay değil; alınması gereken acil önlemleri ise şöyle sıralayabiliriz.

Üretim planlamasının yapılamaması ve üreticinin üretim ve pazarlama alanında örgütsüz olması bu sorunların çözümünün önünü tıkıyor. Tarım havzası veya işletme bazında üretimin planlanması bu sorunu çözmeye yetmiyor. Sorunun çözülebilmesi için merkezi bir master plan hazırlanması ve çiftçinin bu plan uyarınca örgütlenerek bunun hayata geçirilebilmesi gerekiyor.

En önemli çözüm yolu, özelleştirilen tarımsal KİT’lerin günün koşullarına göre tekrar kamulaştırılması, eğer bu mümkün olamıyorsa bunların yerine yenilerinin yaratılması ve kamusal tarım politikalarının öne çıkarılmasıdır.

Bu önlemin yanı sıra tarımda üretici kesimin örgütlenmesi ve pazarlama sektöründeki payının yükseltilmesi öncelikler arasına alınmalı, 2001 yılında Tarım Reformu Uygulaması adı altında devlet desteğinden mahrum bırakılan ve borç batağına sürüklenen tarım satış kooperatifleri (Fiskobirlik , Çukobirlik , Tariş) yeniden desteklenerek canlandırılmalı, 90’lı yıllarda özelleştirilen YEMSAN benzeri bir kamu kuruluşu yeniden kurulmalı, özelleştirilen şeker fabrikaları yeniden kamulaştırılmalıdır.

Tarım ve Hayvancılığı desteklemek amacıyla kurulan kurumlar tekrar işlevli hale getirilmeli, özellikle TİGEM bünyesinde üreticilere örnek tohum, fide ve damızlık temin eden Devlet Üretme Çiftliklerinin kuruluş amacına yönelik çiftçilerinin tekrar hizmetine açılmalıdır.

Bütün bu faaliyetlerin yanı sıra tarımsal üretimi teşvik amacıyla merkezi bir üretim planlaması yapılmalı, oluşturulan ve geliştirilen kurum ve kuruluşlar bu plan çerçevesinde bir üretim seferberliği başlatmalıdır.

Bu çalışmalara 2024 yılı itibariyle hemen başlanmalıdır; çünkü zaman geçtikçe tarım açısından geri dönülemez bir nokta yaklaşmaktadır.

Kaynak;

Yeşil Vatan Koruyucuları Dergisi 1. Sayı