ENERJİ GÜVENLİĞİNİ ARTIRMAK ÇEŞİTLİLİĞİ ARTIRMAKTIR
Büşra Zeynep Özdemir
Enerji Araştırmacısı – SETA Vakfı
Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı azaltmak adına ne gibi girişimleri var? Tüketici ülke olmaktan üretici ülke olmaya geçebildik mi?
Öncelikle bu röportaj için ben teşekkür ederim. Türkiye son 20 yılda enerji konusunda çok önemli adımlar attı. Bu adımların tamamının odak noktasında da enerjide dışa bağımlılığı azaltma hedefi yer alıyor. Öncelikle yenilenebilir enerji kaynakları alanındaki girişimleri vurgulamak gerek. Elektrik enerjisi kurulu gücünde yenilenebilir kaynakları 2002 yılında toplam 12,3 bin MW ile yüzde 38,6’lık bir paya sahip iken 2023 yılsonunda 58,5 bin MW’a ulaşarak toplam kurulu gücün yüzde 54,7’sine karşılık geldi. Bu süreçte yenilenebilir enerji teknolojilerinin üretimine de yatırım yapılması sayesinde ülkemiz rüzgar türbini ve güneş paneli üretiminde Avrupa’da ilk 5 ülke arasında yer almaya başladı.
Yerli hidrokarbon üretiminin artırılması ise dışa bağımlılığı azaltmak için atılan bir diğer önemli adım. Milli Enerji ve Maden Politikası kapsamında oluşturulan enerji filosu ile Türkiye açık denizlerde arama ve sondaj yapabilen ülkelerden biri oldu. Bunun sonucunda da 710 milyar metreküplük Sakarya Gaz Sahası keşfi gerçekleştirildi. Sahadan bugün 2 milyondan fazla hanenin doğal gaz ihtiyacını karşılamaya yetecek ölçüde doğal gaz üretiliyor. Günümüzde toplam doğal gaz üretiminin büyük bir kısmını da Sakarya Sahası karşılıyor. Denizlerdeki çalışmalara karalarda yürütülen arama ve sondaj çalışmalarının eşlik etmesi neticesinde petrol üretimi de artırıldı. Çukurova’da ve Gabar’da keşfedilen petrol rezervleri önemli katkılar sağladı bu anlamda. Bugün Gabar’da üretilen ham petrol günlük 50 bin varilin üzerinde, yıl sonuna dek bu miktarın 100 bin varile ulaştırılması planlanıyor. Böyle bir durumda saha tek başına ülkemizin günlük petrol talebinin yüzde 10’unu karşılayabilir olacak. Hedef mevcut sahalardan üretimi artırırken yeni keşiflerle sürdürülebilir hidrokarbon üretimi sağlamak ve dışa bağımlılığı mümkün olduğunca azaltmak.
Bu çabamızın Türkiye’nin hem ekonomik hem de bölgesel olarak konumlanmasına etkisi sizce nasıl olur?
Yenilenebilir enerji konusunda yapılan atılımlar sayesinde elektrik enerjisi üretiminde önemli bir aşamaya geçildi. Mevsimsellik faktörü dolayısıyla değişken olmakla birlikte 2023 yılında dünya elektrik üretiminin yüzde 30’u yenilenebilir kaynaklardan karşılanmış iken Türkiye’de bu oran yüzde 42 idi. Kurulu güç açısından incelendiğinde ise toplam 58,5 bin MW’lık yenilenebilir kurulu gücü ile Türkiye dünyada 11. Avrupa’da ise 5.sırada yer alıyor. Ek olarak hidrokarbonlar alanında yürütülen yoğun arama ve sondaj çalışmaları da yine Türkiye’yi Avrupa’daki geleneksel petrol ve gaz üreticisi ülkelerin önüne taşımıştır. Aynı anda faaliyet gösterilen 45 aktif kule sayısı ile Türkiye en yoğun sondaj çalışmalarının yürütüldüğü 2.ülke olmuştur.
Sizce ülkemizin önceliği yenilebilir enerji mi enerji verimliliği mi olmalıdır? Ülkemizin enerjiyi verimli kullandığını düşünüyor musunuz?
Türkiye uzunca bir süredir yenilenebilir enerji konusunda önemli adımlar atıyor; 20 yıl gibi bir sürede yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı kurulu gücünü çok ciddi ölçüde artırdı. Ancak enerji meselesini verimlilik olmadan düşünmek bilhassa Türkiye gibi tükettiği enerjiyi büyük ölçüde ithal eden ülkeler için mümkün değil. Dolayısıyla her ikisi de birbirini tamamlayan ve birlikte önceliklendirilmesi gereken konular.
Sık sık tartışılan bir konuyu da sizlere sormak istiyoruz. Nükleer enerji santralleri konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu anlamdaki karşıtlıkları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Enerji güvenliğini artırmak için esas olan çeşitliliği artırmaktır, tüketilen enerji kaynaklarının, elektrik enerjisi üretilen kaynakların çeşitlendirilmesi de bu nedenle oldukça önemli. Nükleer enerji tam da bu noktada büyük bir rol oynuyor. Türkiye bugün fosil enerji kaynaklarının yanında yenilenebilir kaynaklardan da yararlanıyor ancak yenilenebilir kaynaklar mevsimsellikten etkilenmeleri dolayısıyla kesintili enerji temini sağlıyor. Nükleer enerji santralleri 7/24 kesintisiz elektrik üretebilmeleri sayesinde yenilenebilire dayalı elektrik üretimini desteklemede kullanılıyor. Dahası, günümüzde dünya genelinde en büyük tehditlerden biri olarak görülen iklim değişikli ile mücadelede de ayrı bir rol üstleniyor nükleer enerji; sıfır karbon emisyonu ile elektrik üretmesi sayesinde sera gazı etkisi oluşumunun engellenmesine ve küresel ısınmanın yavaşlatılması/durdurulması çalışmalarına katkı sağlıyor. Bu açılardan değerlendirildiğinde Türkiye’nin hem tükettiği kaynakları hem elektrik enerjisi ürettiği santralleri çeşitlendirmek için hem de 2053’te karbon nötr olma hedefine ulaşabilmek için nükleer enerjiden yararlanması oldukça yerinde olacak.
Son olarak iklim değişikliği dünyamızın gündemi artık. Türkiye’de yeşil dönüşüm sürecinin hızlandırılması için kurulacak Türkiye Yeşil Fonu hakkına düşüncelerinizi öğrenmek isteriz.
Türkiye küresel ısınmanın oluşmasında en büyük pay sahibi olan gelişmiş ülkeler arasında yer almamasına karşılık OECD kurucu ülkelerinden biri olması dolayısıyla uzun yıllar uluslararası kuruluşlar ve oluşumlarca kurulan iklim fonlarından pay alamadı. Paris İklim Anlaşması’na taraf olunması sonrasında yeşil dönüşümü destekleyici fonlardan yararlanılması hedeflendi. Dünya Bankası tarafından sağlanacak kredilerin de katkısıyla kurulacak Türkiye Yeşil Fonu’nun bu amaca hizmet etmesi planlanıyor.
Özel sektör paydaşlarının yeşil dönüşümde rol almasının önünü açacak fon ile yeşil dönüşümün kapsayıcı bir şekilde sağlanması, sürdürülebilir kalkınmanın düşük karbonlu ekonomi ekseninde gerçekleştirilmesi ve iklim dirençli bir ekonomi tesis edilmesi planlanıyor. Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olurken beyan ettiği üzere 2053’te Net Sıfır Emisyon hedefine ulaşabilmesi için fon oldukça önemli. Fırsat eşitliği sağlanarak kapsayıcı ve destekleyici şekilde ilgili tüm paydaşların fondan yararlanabilmesi halinde dönüşümün daha kolay gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır.
Kaynak;
Yeşil Vatan Koruyucuları Dergisi 2. Sayı






