TAMAMEN DAMLA SULAMAYA GEÇMELİYİZ

Prof. Dr. Aydın TÜFEKÇİOĞLU

Artvin Çoruh Üniversitesi, Orman Mühendisliği Bölümü, Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı

Hocam öncelikle Yeşil Vatan Koruyucuları Dergimizin sorularını cevapladığınız için teşekkür ederiz. İlk olarak şunu sormak istiyoruz. Ülkemizde ve dünyada orman yangınları artış yaşandığı görülüyor. Bu durumun iklim ile ilgisi nedir?

Bende nazik davetiniz için çok teşekkür ediyorum.

Evet orman yangınları Dünyamızda hızlı bir şekilde artmaktadır. Sadece 2023 yılında 12 milyon hektar alan yanmıştır (yaklaşık Nikaragua büyüklüğünde bir alan). 2001 yılından günümüze orman yangınlarından yanan alan miktarı her yıl yaklaşık % 5 artmıştır (World Resouces Inst.)  Dünyamızda artan orman yangınlarının değişik nedenleri var. Bunların başında iklim değişimi ile daha da artan sıcaklıklar, rüzgarlar, kuraklıklar ve düşen bağıl nem geliyor. Ayrıca iklim değişimi ile orman yangınlarının artması da atmosfere karbon salınımı artırmakta ve iklim değişimine geri besleme yapmaktadır. Şöyle ki 2023 yılında sadece Kanada’da ülkemiz ormanlarının yaklaşık üçte biri (8 milyon ha) kadar bir alan yanmış ve bu alandan Hindistan’ın fosil yakıtlardan atmosfere yaydığı kadar karbon havaya salınmıştır. Bunların dışında özellikle tatil yörelerinde artan insan baskısı, kırsalda daha çok zaman geçirme ve piknik yapma isteği de yangınların çıkış nedenlerine eklenebilir.

Yangınlardan zarar gören ormanlarda ağaçlandırma çalışmaları yapılmalı mı? Fidan dikimi ekolojik hayat açısından ne gibi riskler oluşturur?

Yangından zarar gören alanlar kanun gereği hemen gelecek yıl ağaçlandırılmak zorundadır. Ancak burada yapılacak ağaçlandırma çalışmasının, tohum kaynağı olan yaşlı ağaçlar yakınlardaki meşçerelerde mevcut ise (3-5 km mesafede) tohum serpme ve alanı kendi haline bırakma şeklinde yapılması daha uygundur. Çünkü doğal yollarla gelen fidanların büyümeleri ve alana uyumları çok daha iyi olmaktadır.

Fidanlıklarda yetiştirilen fidanlar sahaya aktarıldıklarında bir süre şok yaşamaktadırlar. Ayrıca fidanlık koşulları doğal koşullara göre daha lüks bir yaşam ortamıdır. Bu ortam değişimi de fidanları strese sokabilmektedir. Ancak yakınlarda tohum kaynağı mevcut değil ise ve dal serme ve tohum serpme ile başarılı olunamayacak koşullar mevcut ise, bu takdirde ağaçlandırma düşünülebilir. Burada da fidanların tohumlarının alındığı yükselti kuşağı ile ağaçlandırma sahasının bulunduğu yükselti kuşağı uyumlu olmalıdır.

İklim değişikliği sel ve heyelan durumunu nasıl etkilemektedir?

İklim değişimi sel ve heyelan olaylarının şiddet ve sıklığını daha da artırmaktadır. Dünya Meteoroloji Örgütünün verilerine göre son yirmi yıldaki sel ve heyelan sayısı bir önceki yirmi yıla göre %134 artmıştır. Yine benzer şekilde kurak peryotların sayısı ve süresi de % 29 oranında artmıştır. Ancak Ülkemizde iklim değişiminin olmadığı dönemlerde de büyük seller oluşmuştur.

Ülkemizin en büyük sel ve heyelan felaketlerinden biri olan 1929 Of, Sürmene ve Rize sel ve heyelan felaketinde yaklaşık 400 vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve 20 bine yakın insan göç etmek zorunda kalmıştır. 11 Eylül 1957´de Ankara´da meydana gelen selde, 169 kişi hayatını kaybetmiştir.

Sel ve heyelan ülkemizin gerçeğidir ve bunlara her zaman hazırlıklı olmamız gerekmektedir.

Bu bağlamda sel ve heyelanların oluşumunda birincil etkili faktör çok şiddetli yağıştır. Ancak orman alanlarının tarım ve otlak alanına dönüştürülmesi oluşan sel ve heyelanların büyüklüğünü ve zararını ciddi şekilde artırmaktadır. Şöyle ki Artvin Murgul ve Arhavi yöresinde yapılan çalışmalarda çayır alanlarındaki yüzeysel akış, ormanlık ve çaylık alanlara göre 10-60 kat daha fazla bulunmuştur. Bu sonuçlar irdelendiğinde çaylık alanlar ve ormanlık alanların çok az yüzeysel akış ürettiği ve sellerin oluşumunu önemli oranda azalttığı görülmüştür. Ancak zayıf kök sistemi olan çayın heyelan açısından çok ciddi risk oluşturduğu bu verilerden çıkartılması gereken diğer bir önemli sonuçtur.

Ayrıca akarsular üzerinde yapılan mühendislik yapıları, bazen daha önce risk taşımayan özelliklerin, risk olarak değerlendirilmesine yol açmaktadır. Özellikle dere yataklarının ıslah edilmesi aşamasında yapılan yatak daraltmaları ve derenin mendereslerinin (kıvrımların) yok edilmesi ciddi sel tahribatı riski yaratmaktadır. Dere yataklarının etrafında derenin büyüklüğüne bağlı olarak genişliği 50-100 m. arasında değişen tampon zonlar ayrılmalı ve bu alanlarda yerleşime kesinlikle izin verilmemelidir.

Doğu Karadeniz Bölgesinde incelediğimiz heyelanlarda ormanlık, çaylık ve fındıklık alanlar arasında en çok heyelan çaylık alanlarda mevcuttur. Vatandaşların evlerini yaparken toprağın sığ ve anakayanın yüzeyde ve sağlam olduğu yerleri seçmeleri; derin ve killi toprağa sahip yüksek eğimli çaylık alanların altında evlerini inşa etmemeleri gerekmektedir. Bu arazilerin, uzun süreli kurak devrelerden sonra gelen şiddetli yağışlarda akmaları yüksek ihtimaldir.

Evlerin saçak, bahçe ve yol sularının uygun kanallar ile derelere aktarılması çok önemlidir. Bu sular tıkalı kanallardan ötürü tarlalara ve çaylıklara akarsa heyelana neden olabilmektedirler.

Şehirlerde her geçen gün beton yüzeyler arttığından mevcut altyapı kanalları şiddetli suları drene etmede yetersiz kalmaktadır. Bu bağlamda şehir altyapısının ve drenaj kanallarının yenilenmesi ve genişletilmesi sel sularının birikmeden uzaklaşması için gereklidir.

Kurak bölgelerde vatandaşlarımız kuru derelerin olduğu alanlara kesinlikle ev yapmamalıdırlar. Bu gibi yörelerde çıplak kayalık alanlar çok olduğundan çok az bir yağış bile sel oluşturup ciddi zararlar verebilmektedir. Karayollarında da kuru derelere üst geçitlerle veya çok geniş menfezlerle geçiş alanları oluşturulması gerekmektedir.  Sahil bölgelerinde Karayolları tarafından yapılan otoyollarda yol seviyesi yüksek yapıldığından, sel durumunda taşan derelerin alttan akış sağlayabilmesi için alternatif su geçişleri yapmalıdır. Mevcut geçitler taş veya ağaçla tıkanınca her tarafı su basmaktadır. Bir kısmı da dar olduğundan genişletilmelidir.

İl veya ilçe yerleşimlerinin derelerin taşıdığı alüvyon düzlüklerde kurulduğu il ve ilçelerimizde 1.5-2 m yüksekliğinde su basma katı binalarda muhakkak olmalı, bodrum katı yapılmamalıdır.

Heyelan ve sel olaylarının sık görüldüğü Doğu Karadeniz Bölgesindeki çaylıkların içine elma, armut, kestane gibi derin kök yapan ağaçlar dikilerek yamaç stabilitesine katkı sunulmalıdır. Çay kökleri yan kökler bakımından zayıf olup heyelana karşı çok koruyucu değildir. Çaylıklardan olan yüzeysel akış, fındıklık ve ormanlara göre çok az olduğundan heyelan riskleri yüksektir.

Diğer önemli bir husus da havzaların yukarı kısımlarında sel ve taşkın kontrol önlemleri almaktır. Çoğu havzalarda rakımın 2000 metreden fazla olduğu üst havza kısmı ciddi derecede eğimli, yüksek yağış almakta ve mera alanı olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu alanlardaki yüzeysel akış ve erozyonun azaltılması havzanın aşağı kısımlarındaki sel zararlarını çok ciddi derecede azaltacaktır. Bunun için yukarı havzalarda, erozyona hassas olmayan alanlarda hendek ve teras gibi birtakım yüzeysel akış kontrol tesislerinin; oyuntu ve kuru derler üzerinde ise kuru-duvar, tel-kafes eşikler, ıslah ve tersip bendi gibi bir takım enine yapıların inşa edilmesi gerekmektedir. İklim değişimin etkisini de hesaba katacak olursak, gerek kanal sisteminde gerekse de üst havzalarda yapılan erozyon kontrol tesislerinin miktar ve sayısının artırılması artık kaçınılmazdır. Ayrıca yol, köprü ve menfezlerin projelendirilmesinde yeni iklimsel projeksiyonlara göre hesap yapılmalıdır.

Son olarak, iklim değişimi ile şiddetli yağışlarda ve ekstrem hava olaylarında artış beklendiğinden vatandaşlarımıza konunun önemi anlatılmalı ve kamuoyunun bilinçlenmesi sağlanmalıdır.

Bu anlamda ülkemizde özellikle dikkat etmemiz ve önlem almamız gereken bölgeler nerelerdir?

Karadeniz Bölgemizin özellikle yüksek yağış alan Doğu Karadeniz Bölgesi en riskli bölgemiz olmakla beraber bütün bölgelerimizde önlem almamız gerekmektedir. Çünkü yıllık 250 mm yağış alan yörelerdeki kuru derelerde bile sel olmakta ve bu dereler ciddi sel riski taşımaktadırlar. Özellikle kuru derelerde birikmiş malzemenin çok olması, bunları daha tehlikeli hale getirmektedir.

Su konusundan devam edersek, ülkemiz kuraklık ile karşı karşıya diyebilir miyiz?

Evet. Özellikle Ege ve Akdeniz Bölgelerinde sıcaklıklarda 4-6 °C artış, yağışlarda ise %20-30 arasında azalma beklenmektedir. Bu bölgeler hali hazırda zaten kuraktır ama kış yağışlarından gelen taban sularından ve kar sularından beslenen akarsulardan sulama yapılmaktadır. Bu bölgelerdeki yağış azalması sulama imkanlarının azalmasına neden olacaktır. Ayrıca artan sıcaklıklarda bitkilerde daha fazla su tüketimini gerektirecektir. İç Anadolu Bölgesinde ise hali hazırda 70-80 m. düşen taban suyu seviyeleri daha da azalacaktır.

Kısa vadede ne gibi önlemler almamız faydalı olur?

Tarımda sulamada tamamen damla sulamaya geçmeliyiz. Fazla su tüketen türlerden vazgeçmemiz gerekiyor. Kuraklığa dayanıklı türleri tercih etmemiz, kuraklığa dayanıklı orijinleri belirleyip onları dikmeliyiz. Evlerde, kurumlarda su tasarrufunu özendirmeliyiz. Saçak sularını toplayıp bahçe sulamalarında kullanmalıyız. Tarım alanlarında topraktan buharlaşmayı azaltan malçlama ve çapalama faaliyetlerini artırmalıyız.

Hocam peki sıcaklıkların artmasının ormanlarımızdaki bitki türlerine ne gibi yansımaları oluyor? Bitkilerin kuruması gibi bir durum var mıdır?

Bitki kuşakları (zonları) ve türleri değişiyor. Özellikle alpin zona doğru 100-200 m. civarında kaymalar oluyor. Bizim yaptığımız çalışmalarda Rize yöresindeki ladin ormanlarının alpin çayırlıklara yaklaşık 100m. kadar yükseldiğini belirledik. Yine nemcil türlerden ladin ve göknarlarda yayılışının alt kuşaklarında kurumalar var.

Tekrardan orman yangınları konusuna dönmek istiyoruz. Bu anlamda yangına neden olan faktörler ve yangın risklerini azaltmak adına neler yapmalıyız?

Yoğun yerleşimin ve araç trafiğinin olduğu yörelerde ormanları gizli fotokapanlarla izlememiz gerekiyor. Vatandaş bilmeli ki benim aracın camından attığım sigara fotokapan görüntülerine yakalanabilir. Yangın riskinin yüksek olduğu dönemlerde ormanlara piknik vs. amaçlı girişler kısıtlanmalıdır. Ormanlarımızdaki örtü yangınlarının tepe yangınlarına dönüşmesini engellemek için bakımların düzenli yapılması gerekmektedir. Ayrıca karışımlarda yapraklı türlerin kullanılması, yangın emniyet şeritlerinin ve yangın göletlerinin uygun sıklıkta yapılması ve halkın bilinçlendirilmesi konuları da önem arz etmektedir.

Hocam son olarak şunu sormak isteriz; Öz Orman İş Sendikası Genel Başkanı Settar Aslan ana okulundan başlayan ve ilkokul düzeyinde de okutulması gereken “Yeşil Vatan” isimli bir branş dersinin olması gerektiği üzerine bir açıklama yaptı. Bu konuda sizler ne düşünüyorsunuz?

Çok doğru, hatta bu dersin içeriğinde ormanda kamp faaliyeti olmalı, deprem ve sel gibi afetlerde nasıl davranılması gerektiği de anlatılmalıdır.

 

Kaynak;

Yeşil Vatan Koruyucuları Dergisi 2. Sayı