Sosyal medyanın etkisi değil, çocuklara etkisi denilmeli!

Doç. Dr. Aylin TUTGUN ÜNAL

Üsküdar Üniversitesi- Yeni Medya ve Gazetecilik

Son zamanlarda sosyal medyanın en yoğun etkileri çocuklar üzerinden yapılan paylaşımlar ile olmaktadır, denilebilir. En masum, en temiz ve en çıkarsız sevebilen kalpleri ile çocuklar dijital mecralarda en acımasız, en vahşi, en kirli biçimdeki paylaşımların içinde çevrimiçi dünyada dolaşıma sokulmaktadır.

İnsanlığın sınıfta kaldığı böyle bir dönemde gerçekte farklı mı ki dijital de değişiklik göstersin çocukların uğradıkları zulümler! Tam da bu cümlenin ardından, sosyal medyanın bir olay, konu ya da kişileri birken bin kere çıkmaza düşürdüğü güçlü etkisi devreye giriyor.

Nicholas A. Christakis ve James H. Fowler isimli bilim insanları, sosyal ağlarla ilgili birtakım deneysel çalışmalar yapıyorlar. Yüz yüze olan sosyal ağlar yani insanların bir arada bulunduğu ortamlarda, kişilerin ruhsal halinin diğerlerine geçtiği ya da diğer bir ifadeyle, duygu durumlarının bulaşıcılığı üzerine çalışmalar yapılıyor; aile ferlerinin biri sevinçli bir şekilde eve geldiğinde diğerlerine bulaştığı, sigarayı bırakmak üzere çaba gösteren bireyin içinde bulunduğu duygu durumun yakınındaki insanlara bulaşıcılığı ya da diyet yapan, üzücü bir haber alan ya da pek çok örnekteki çeşitli duygu durumlarının aynı ortamdaki diğerlerine bulaştığını ortaya koyan yığınla çalışma…

Gelinen noktada, sosyal ağlarda da tıpkı yüz yüze ağlarda olduğu gibi duygusal geçişlerin olduğu, fakat bu sefer daha güçlü etkilerin yani olana bin katan etkilerin varlığından söz ediliyor. Sosyal ağlarda bir paylaşım yapıldığında kişinin ağında bulunan arkadaşlarına paylaşımın içinde barındırdığı ruh hali bulaşıyor ve üç dereceye kadar duygusal bulaşma güçlü bir şekilde yayılıyor: kişinin arkadaşına, arkadaşının arkadaşına ve onun arkadaşına. Diğer bir bulgu ise, olumsuz ruh hali içeren paylaşımların olumluya göre 6 kat fazla diğerlerine güçlü etkilerle bulaştığı. Şimdi üzerinde durmamız gereken nokta burası! sosyal medya ortaya çıktığı günden bu yana hiç bu kadar ruhsal bunalımın yayıldığı bir mecra olmamıştı! Peki ama neden çocuklar? Bütün zorba oyunlarının baş rolüne çocukların masumiyetini sokmanın amacı nedir? Sosyal medyanın acımasız yüzünü besleyen milyonlarca paylaşım yapılırken bu yönde bir katkı sağlandığını düşünüyor muyuz?

Çocuklar dijital mağdurlar!

Dijital reşitlik, sosyal medya gibi dijital mecraları kendi sorumluluklarını alarak kullanma yaşı olarak tanımlanıyor. Bazı ülkeler 13, bazıları 16 olarak belirlediği dijital reşitlik yaşı, henüz uzlaşı sağlanmasa da, dijital ortamların çocuklara olan zararlarına vurgu yapan bir konu olarak önem kazanıyor. Çünkü belirli bir yaşa kadar çocukların tek başına dijital mecraları kullanmasının olumsuz etkileri pek çok örnekte görülüyor. Dijital oyunlara ve onların parodi videolarına fazla maruz kalan çocuklarda intihara varan olumsuz sonuçların görülmesi en uç örnek olsa da bir gerçek.

Çocukların küçük yaşta YouTube videolarına maruz kalması çağın vebası! Çocuklarda konuşma, yürüme ve koordinasyon becerilerinin gecikmesi ile birlikte duygu ve davranışlara sanal dünyanın olumsuz etkileri gözleniyor. Böylesine artan sakıncalarına rağmen kullanımının giderek artması dijitale bağımlı bir neslin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bir nesil düşünelim; konuşmuyor, yürümüyor, ekrana bakarak yaşamını idame ettiriyor… Sosyal medya bağımlılığı artan vakaları da artık günümüzde normalleşiyor.

Çocuklarda ekran maruziyeti sorunu

Ekran maruziyeti, kişinin gelişimsel düzeyine uygun olmayan şekilde ve sürede ekran başında kalmasıdır. Dijital çağın bir hastalığı da diyebiliriz. Küçük yaştan itibaren ekran başında uygunsuz şekilde ve sürede geçirilen süreler ekran maruziyeti sorununu gündeme getirdi. Akıllı telefon, tablet, televizyon başlıca ekran maruziyetine yol açan araçlar olarak sıralanabilir. Hatta şimdilerde akıllı saat gibi doğrudan bedene temas eden araçların da ekran maruziyetiyle birlikte pek çok sorunu beraberinde getireceğini söyleyebiliriz.

Gelişimsel dönemlere göre ekran başında kalma sürelerine yönelik çeşitli görüşler mevcuttur. İlk 3 yaşta çocuğun ekrana hiç maruz kalmaması gerekir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2019 yılında, çocukların 1 yaş ve altında ekranlara maruz kalmaması gerektiğini özellikle vurgulamıştır. Dijital çağda ekran maruziyetine maruz kalınmayacağı mümkün görünmese de görüntülü konuşma gibi durumlarda dahil olmak üzere ekran izleme süresi çocuklarda günlük 1 saati geçmemesi gerekir. 3-6 yaşa kadarki sürede çocuğun ekran başında tek başına kalmaması, mutlaka bir ebeveyni ile kontrollü vakit geçirmesi gerekir. 6-12 yaş arasındaki süreçte akademik amaçlı olarak ekran başında kalınacak süre sınırlandırılabilir. 13 yaş ve üzeri süreçte ise, dijital reşit olması için gerekli dijital medya okuryazarlık becerileri bireylere kazandırılmalıdır. Hatta sosyal medya kullanımı için 13 yaş yasal sınır kabul edilebilir.

Sanal dünyaya devamlı bağlı bir nesil!

Araştırmalarda günlük sosyal medya kullanımları sorulduğunda “devamlı bağlıyım” deniliyor. İnternet bağlantısının hiç kesilmediği telefon, adeta kişilerin bir uzvu niteliğinde. Marshall McLuhan 60’lı yılların sonunda televizyon için kullandığı ifadede; “Araç insan uzvunun bir uzantıdır” diyor ve günümüzde bunun mobil telefonlar için hayat bulduğuna şahit oluyoruz.

Günlük sosyal medya kullanım süreleri kategorize edilerek sorulduğunda, genç nesil 4-6 saat diyor; neredeyse %10’luk bir dilim ise 7 saatten fazla kullandığını belirtiyor. Günlük değerlendirme yapıldığında, devamlı sosyal medyaya bağlı bir nesilden bahsediyoruz. Yaptığımız araştırmalar, 4 saatten fazla sosyal medya kullanıldığında, pek çok olumsuz sonuçların ortaya çıktığını gösteriyor. Bunlardan birisi kötücüllüğün artması. 1 saatten az sosyal medya kullanıldığında iyicillik artıştayken, 4 saat ve üzeri sosyal medya kullanıldığında kişiler bu mecralarda kötücüllüğünü baskılayamıyorlar. Yani dürüstlük, hakkaniyetli olma, sözünde durabilirlik, karşılıksız iyilik yapmak, herhangi bir çıkar olmaksızın kişileri sevmek, saygı duymak gibi iyicil güçlerimizi, 4 saat ve üzeri sosyal medya kullandığımızda devreye sokamıyoruz. Bilmeliyiz ki her insanın iyicil tarafı ve kötücül tarafı vardır; kişiler, karşısındaki olay, durum ve kişilere kötücül yanını bastırarak yaklaşmaya gayret ederler. Devamlı kötü davranış ve tutumlara maruz kalan kişiler, kötücül tarafı beslendiği için, kötücül yanını bastırmakta zorlanabilir. Şimdilerde sosyal medyada yaşadığımız kötücüllüğün yayılması sendromu, kişilerin iyicil yanlarını ortaya çıkarmalarında zorlanmaya sebep oluyor. Çünkü, sosyal medya, kötücüllüğü ön plana çıkartan sayısız paylaşımları dolaşıma sokuyor. Çocuklar üzerinden yapılan kayıp çocuk haberleri, cinayet haberleri ve Gazze olaylarında gördüğümüz insan dışı katliamlar, kişilerin iyicil duygu ve davranışlarını baskılıyor ve sosyal medya etkilerinde bahsedilen 6 kat hızlı yayılım etkisi ile birlikte sosyal medyada olağanüstü hal ilan ediyor.

Sosyal medyada stalking suçu

Sosyal medyada kişisel verilerin paylaşılması, kişilerin aile fotoğraflarını, gittiği yerleri, konumlarını ve görüştüğü kişilerle ilgili rahat paylaşımlarda bulunması stalking suçunu yani gizli izlemeyi gündeme getiriyor. Sosyal medya kullanıcıları arasında sıklıkla kullanılan stalk kavramı, bir kişinin diğer bir kişiyi sosyal medya hesaplarında araştırması, gözetlemesi ve paylaşımlarını incelemesi anlamına geliyor. Kişi paylaşımlarının görünürlük ayarını “herkes” olarak ayarladığında, daha geniş kitleler tarafından izlenebiliyor ve bir kişinin diğerinin faaliyetlerini yoğun bir şekilde izlemesiyle saplantı gibi sakıncalı durumlar da oluşabiliyor. Söz konusu gizli izlemenin kişinin gerçek yaşantısında karşısına çıkması ya da görüştüğü kişilerle irtibata geçmesi ya da kişi ve çevresine zarar verme potansiyeli gibi sonuçları olacağından cezai yaptırımları da tartışma konusudur.

Örneğin; Almanya’da Alman Ceza Kanununun 238. maddesine göre, stalking suçtur. 2017’den bu yana suç olarak yer almakta olup cezai yaptırımları söz konusudur. Bir insanı takip eden, gözetleyen, telefon veya başka yollarla ısrarcı bir şekilde onunla temas kurmak isteyen, taciz ettiği kişinin hayatını önemli ölçüde kısıtlayan ve zarar veren tacizci kişi, Ceza Yasası’nın 238. maddesine göre para cezasına veya üç yıla kadar hapis cezasına, ağır suç teşkil edecek durumlarda ise beş yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyor.

Yine İngiltere’de sadece ısrarlı takip vakalarında uygulanabilen iki ayrı durum, 2012 (25 Kasım) yılında yürürlüğe giren Özgürlüklere Karşı Korunma Kanununun 11. maddesinde suç olarak tanımlanmış ve cezai yaptırımlara tabi tutulmuştur. Elbette stalking durumunun suç sayılabilmesi için birtakım kriterlerin yerine gelmesi gerekiyor. Örneğin, İngiliz Adalet Bakanlığının savcılar için hazırladığı uygulama talimatına göre; mağdurun iş yerinde verimliliğinin düşmesi, bedensel veya ruhsal sağlığının bozulması, sosyal alışkanlıklarının değişmesi ya da askıya alınması, ilave güvenlik önlemleri almak zorunda kalması, çocuklarını okuldan kendisi almak yerine aile fertlerinden birilerini yollaması gibi durumlarda stalking suç sayılabiliyor.

Ülkemizde stalking yaptırımları incelendiğinde, 2012’de (20 Mart) yürürlüğe giren 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddet Kanununda yer aldığı görülüyor. Her ne kadar kanunun adında aile ve kadın esas alınsa da, ısrarlı takip (stalking) durumunda da söz konusu kanun hükümleri uygulanabiliyor.

Diğer yandan, stalking (gizlice izleme) fiilinin sosyal medya üzerinde çeşitli suçları oluşturma ihtimali de söz konusu oluyor. Türk Ceza Kanunun 132. Maddesinde haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu düzenlenmiştir. Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilmektedir. Yine TCK 133. Maddesinde kişiler arasındaki konuşmanın dinlenmesi ve kayda alınması suçu ve 134. Maddesinde Özel Hayatın Gizliliği İhlal suçu düzenlenmiştir. Kanunun 135. maddesinde Kişisel Verilerin Kaydedilmesi suçu, 136. maddesinde ise, Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme ya da Ele Geçirme suçu düzenlenmiştir. Sosyal medyada huzur bozucu faaliyetler yürütme amacıyla da stalking yapılabilmektedir. Bu durumda, Türk Ceza Kanunu’nun 123. maddesi devreye girebilmektedir. İlgili maddeye göre, kişilerin huzur ve sükununu bozmaya yönelik olarak, bir kimseye ısrarla telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka davranışta bulunulması halinde çeşitli yaptırımlar düzenlenmiştir.

Sosyal medyada çocuk ihlali

Hızla artan ebeveyn paylaşımları ile “parenting” ve “share” kelimelerinden üretilmiş Sharenting kavramı ebeveynlerin çocuklarını çeşitli yollarla sosyal medyada paylaşmasını konu alıyor ve çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri tartışılıyor. Michigan Üniversitesi C.S. Mott Çocuk Hastanesi Çocuk Sağlığı Ulusal Anket sonucuna göre, annelerin yarısından fazlası ile babaların üçte biri, sosyal medyada çocukları ve ebeveynlikleri ile ilgili paylaşım yapıyor. Yine, ortalama 7,9 aylık bebeği olan yeni bir annenin günde ortalama 3,78 saatini sosyal medya sitelerinde geçirdiğini, günlük 8.7 saatini çocuk bakımıyla geçirdiğini belirten araştırmalar vardır (Daniel ve ark., 2012). Yapılan araştırmalarda, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki çocukların %92’sinin 2 yaşından önce çevrimiçi var olduğu ve yaklaşık üçte birinin ise hayatlarının ilk 24 saatinde sosyal medya sitelerinde gösterildiği belirtilmiştir (American Academy of Pediatrics, 2016).  Tahminler, sosyal medya hesabı kullanan bir ebeveynin beşinci yaş güne kadar çocuklarının ortalama 1000 fotoğrafını paylaşmış olacağı yönünde. Bu doğrultuda, ebeveynlerin çocuklarının resimlerini paylaşırken pek çok konuyu düşünmesi gereklidir. Örneğin, resimler başkaları tarafından kötü niyetli olarak kullanılabilir. Bununla birlikte, pedofilinin günümüzde oldukça yaygın olduğu düşünülmelidir. Buna göre, çocuğun çıplak, bezli ya da kısmen giyinmiş şekilde paylaşılan resimlerinin pedofili sitelerine koyulma ihtimali olabilmektedir. Avustralya hükümetinin güvenlik birimi tarafından yürütülen bir araştırmada, pedofili sitelerinde paylaşılan görüntülerin yaklaşık %50’sinin sosyal medya sitelerinden alındığı belirtiliyor (Battersby, 2016). Bu yüzden yapılan paylaşımların her ne kadar arkadaş listeleriyle paylaşılmış olacağı düşünülse de, arkadaş listesindeki herkes yeterince iyi tanınmadığından, dikkat etmek gerekiyor. Kimlik hırsızlığı çocukların karşı karşıya gelebileceği risklerden birisidir. Paylaşımlarla birlikte, çocuğun adının ve soyadının tam olarak verilmesi, doğum tarihi gibi bilgilerin paylaşılması gibi durumlarda, çocukların kimliklerinin çalınması riski vardır. Yine paylaşımlarda konum etiketlenmesi, çocuğun gittiği kreş ya da okul hakkında bilgilerin internet ortamında verilmesi kötü niyetli kişiler açısından çocuğun kaçırılmasında ya da istismar edilmesinde rol oynayabilmektedir.

Diğer yandan çocukların kişilik haklarından söz edilebilir. Çocuk için özel kalması gereken birtakım psikolojik ve sosyal bilgilerin sosyal medyada paylaşılması, başkaları tarafından suistimal edilebilecek olmasından ve ileriki yaşantısında sorunlar teşkil edebilecek olmasından dolayı paylaşılması kişilik ihlali çerçevesinde değerlendirilebilmektedir. Maddi ve manevi (duygusal) değerlere zarar verme potansiyeli olan her türlü bilginin çocuk için gizli kalması onun kişilik hakkıdır. Çocuğun kişisel verilerinin anne ve babası tarafından sosyal medyada paylaşılması, çocuğun kişisel verilerinin işlenmesi anlamına geldiğinden (KVKK m. 3/1/e), hem kişisel verilerin korunması mevzuatının hem kişilik haklarını koruyan TMK hükümlerinin ihlali olmaktadır. Dolayısıyla, bilinçli sosyal medya kullanıcısı olmanın bir yolu da bu bilgilerin farkında olmaktır, diyebiliriz.

Neler yapabiliriz?

Sosyal medya dünya geneline açılan bir kapı olduğunun ve bu kapıdan girildiğinde, adımlarımızın silinmediğinin farkında olmamız gerekiyor. Geriye dönüldüğünde artık dijital bir iz bıraktığımızın ve bunun hayatımızda çeşitli alanları etkilediğinin bilincinde olarak paylaşımlarımızı yönetmeliyiz. İşe alım süreçlerinden, eğitim hayatına çeşitli yelpazedeki alanlarda ve hatta hukuki alanda dahi dijital izlerin birer kanıt niteliğinde kullanıldığı günümüzde, gelişigüzel kullanımların kişiye zarar verme potansiyeli olduğu ortaya çıkıyor.

Çeşitli amaçlarla kişileri, özellikle de gençleri manipüle etme, yönlendirme ve bilinmeden bir şeylerin parçası yapma girişimleri oldukça yaygın kullanım amacı haline geldiğinden gelişigüzel kullanım yerine bilinçli kullanım sorumluluk olarak görülürse sosyal medya kullanımı ancak bu şekilde yönetilebilir ve bireyler sosyal medyanın yönetimini eline alabilir.

 

Kaynak;

Yeşil Vatan Koruyucuları Dergisi 2. Sayı