Küresel İklim Değişikliği ve Şehirlerimizde Yeşil Altyapı Çözümleri

ZAFER SAL

Jeofizik Yüksek Mühendisi

Her şeyin prensibi sudur;

Her şey sudan gelir ve tekrar suya döner.”  Thales

Küresel iklim değişikliği, fosil yakıtların yakılması, arazi kullanımı değişiklikleri, ormansızlaştırma ve sanayi süreçleri gibi insan etkinlikleriyle atmosfere salınan sera gazı birikimlerindeki hızlı artışın doğal sera etkisini kuvvetlendirmesi sonucunda Yerkürenin ortalama yüzey sıcaklıklarındaki artışı ve iklimde oluşan değişiklikleri ifade etmektedir1. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde iklim değişikliği, “karşılaştırılabilir bir zaman döneminde gözlenen doğal iklim değişikliğine ek olarak, doğrudan ya da dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimini bozan insan etkinlikleri sonucunda iklimde oluşan bir değişiklik” biçiminde tanımlanmaktadır.

İlk olarak İngiltere’de ortaya çıkan, devamında Batı Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya‘ya sıçramış ve ivmelenerek bütün dünyaya yayılmış olan Sanayi/Endüstri Devrimi sonrası kentlerde hızlı nüfus yığılmalarına sebep olmuş, (1920’lerde ABD’de nüfusunun yarısı kentlerde yaşıyordu) tarım (aynı büyüklükte ekilebilir toprak daha fazla insanı besleyebilir hale gelmiş) ve sanayi (şehir sanayisi tarım sektörü dışındaki insanlara istihdam sağlayarak daha fazla insanı besleyebilir duruma gelmiş) makineleşmiş sermaye birikimi artmış ve toplamda 1750’li yıllardan itibaren, hız kazanan insan faaliyetleri etkisiyle atmosferin kompozisyonu değişmeye başlamış ve sera gazı emisyonları artış göstermiştir.

Sera Gazı Etkisi

En önemli sera gazı olan CO2`nin (karbondioksit) atmosferdeki birikimi sanayi öncesi dönemde yaklaşık 280 ppm’den (milyonda bir parçacık) Mart 2018’de 407,96 ppm’e yükselmiştir. Sanayi öncesi dönemde yaklaşık 715 ppb (milyarda bir parçacık) olan CH4 (Metan) birikimi, 2017 yılı sonunda 1859 ppb’e çıkmıştır. Küresel atmosferik N2O (Diazotmonoksit) birikimi sanayi öncesi dönemde yaklaşık 270 ppb düzeyindeyken 2017 yılında 330 ppb’ye çıkmıştır1. Sera gazlarının dağılım oranları tablo 1’de sunulmuştur.

Sera Gazı Sera Gazları İçerisindeki Yaklaşık Bulunma Oranı
Karbondioksit (CO2) % 72
Metan (CH4) % 19
Diazotmonoksit (N2O) % 6
Florlu Gazlar Hidro-floro-karbonlar (HFCs)Perfloro-karbonlar (PFCs)Sülfür hegza florür (SF6) % 3

Tablo 1. Sera gazlarının bulunma oranları

 

Atmosfer, bir sera gibi çalışır ve yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının % 50’ye yakını yeryüzünden yansır. Atmosferimiz, 1997’de imzalanan ve 2005 yılında yürürlüğe girebilmiş olan Kyoto Protokolü’nde sera gazı olarak da nitelendirilen karbondioksit (CO2), Metan (CH4), Diazotmonooksit (N2O), Hidroflorür karbonlar (HFCs), Perfloro karbonlar (PFCs), Sülfürhekza florid (SF6), ozon (O3) vb. gazlar sayesinde yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarının bir kısmını tekrar yeryüzüne gönderir. Bir battaniye işlevi gören sera gazları sayesinde yeryüzündeki ortalama sıcaklık; insanlar, hayvanlar ve bitkilerin hayatını sürdürmesine imkân verecek bir ısı düzeyini, 15°C’ yi yakalar. Sera gazları olmasaydı, yeryüzünün ortalama sıcaklığı -18°C civarında olurdu. Sera gazlarının bu doğal etkisine “sera gazı etkisi” adı verilir.

Enerji üretimi, ısınma ve ulaşım gibi “yakmaya” dayanan insan faaliyetleri atmosferde CO2 ve diğer “sera gazlarının” birikimine; bunlar da yeryüzünün ısısını hapsederek küresel ısınmaya yol açmaktadır. Bu olgunun sonuçları; kutuplardaki ve yüksek irtifalardaki buzulların erimesiyle, deniz seviyesinin yükselmesi (bazı ülkelerin sular altında kalması), ani ısı değişimleri sonucu kasırgalar, seller veya aşırı kuraklık, bitki, hayvan ve bakteri türlerinin yok olmasıdır. Bu sonuçlar kendini göstermeye başlamıştır.

Ülkemiz; iklim değişikliğinin çok ciddi çevresel ve sosyal ekonomik sonuçlara yol açabilecek, hatta ülkelerin güvenliğini tehdit edebilecek boyutta, çok yönlü̈ ve karmaşık bir sorun olduğu ve bunların sebep olacağı etkilerin gelecek nesillerin yaşamını tehdit eden en önemli sınamalardan biri haline geldiği bilinciyle, iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim değişikliği ile mücadele kapsamında uluslararası işbirliğinin öneminin farkındadır. Bu çerçevede; iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasına yönelik küresel çabalara kendi özel şartları ve imkânları çerçevesinde katkıda bulunmak maksadıyla “Ulusal İklim Değişikliği Stratejisi”ni hazırlamıştır. Bu strateji belgesi ile Ülkemiz, “BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin” temel ilkelerinden biri olan “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar” çerçevesinde küresel iklim değişikliği ile mücadele çabalarına imkanları ölçüsünde katkıda bulunmayı bir hedef olarak belirlemekte; ulusal azaltım, uyum, teknoloji, finansman ve kapasite oluşturma politikalarını ortaya koymaktadır.

“Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli Dördüncü Değerlendirme Raporu’na” göre Ülkemiz, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden en çok etkilenecek bölgeler arasında bulunan Akdeniz Havzası’nda yer almaktadır.

Strateji Belgesinde; Ülkemizin iklim değişikliği kapsamındaki ulusal vizyonu; iklim değişikliği politikalarını kalkınma politikalarıyla entegre etmiş, enerji verimliliğini yaygınlaştırmış, temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını arttırmış, iklim değişikliğiyle mücadeleye özel şartları çerçevesinde aktif katılım sağlayan ve yüksek yaşam kalitesiyle refahı tüm vatandaşlarına düşük karbon yoğunluğu ile sunabilen bir ülke olmaktır.

https://iklim.csb.gov.tr/strateji-belgeleri-i-305 linki ile Ülkemizin İkim Değişikliği Strateji Belgelerine ulaşmanız mümkündür.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) iklim değişikliğinin gelecekte ülkemizi nasıl etkileyeceğini ortaya koyabilmek için 2016-2099 dönemi için 3 farklı küresel model ile iklim projeksiyonları geliştirmiştir.

https://mgm.gov.tr/iklim/iklim-degisikligi.aspx?s=projeksiyonlar linkine tıklayarak MGM’nün Ülkemiz için iklim projeksiyonlarının ayrıntılarını görmek mümkündür.

Sera gazlarını % 13’ü ulaşım, %14’u tarım, %19’si sanayi, %17 orman, %3 atık-kirli su, %8’u ticaret sektörü-konut ve %26’si enerji kullanımı kaynaklıdır (Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC), 2007).

Fosil yakıtlar insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının en büyük kaynağıdır. Çimento üretimi karbondioksit, tarım ve katı atık düzenli depolama sahaları metan gazı salmaktadır. Gübre kullanımı ve naylon üretimi, diazotmonoksit ve buzdolabı ile klimalar florine sera gazı emisyonlarını artırmaktadır. Arazi kullanımı değişiklikleri de iklim sistemini önemli ölçüde etkilemektedir. Tarım amaçlı kullanım için arazi açılması, koyu renkli yüzeyin miktarını artırmakta ve sonuç olarak gelen güneş radyasyonu yansımaktan çok emilmektedir. Arazi açılması ayrıca, ormanların tahrip edilmesi nedeniyle, karbondioksiti tutan ve depolayan ağaç ve bitkilerin azalması anlamına gelmektedir. Çölleştirme, atmosfere geçen toz miktarında artışa neden olması dolayısıyla güneşten yerküre yüzeyine gelen enerjiyi azaltarak küresel ısınmayı yavaşlatan bir etkiye sahip olabilmektedir. Şehirleşme, şehir ısı adalarının, yani şehirlerde çevrelerine göre daha sıcak alanların oluşmasına yol açmaktadır.

Şehirler, iklim değişikliğinin neden olduğu etkilerin en yoğun hissedildiği alanlardır. Bu etkiler şehirlerimizdeki ısı etkisinin artması, hava kirliliği, sıcak hava dalgaları ve su kıtlığı yaşanması, yağış rejiminin değişmesi, kurak gün sayısının artması, yağmur sularının sel ya da taşkınlara neden olması şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Sera Gazlarını Azaltmak Amaçlı Neler Yapabiliriz?

Sera Gazını azaltmaktan amaç, sera gazı etkisi yapan emisyon miktarlarının azaltılması ile mümkündür. Sera gazı emisyonunu azaltmak için temel başlıkları şu şekilde sıralayabiliriz: Sanayide uygun sektörler için ve yerel ihtiyaçlarda yenilenebilir enerji kaynaklarının (Güneş enerji santrali (arazi veya çatı), Rüzgar, Biyogaz vb) kullanımının teşvik edilmesi,

  • Enerji yoğun sanayi tesisleri için sera gazı emisyon sınırlaması ile ilgili çalışmalar yapılması,
  • Ulaşımda yakıt yoğun taşımacılıktan yakıt az yoğun taşımacılığın önü açılması (bisiklet ve elektrikli araç kullanımı, bisiklet yolu imalatlarının arttırılması, scooter kullanımı (son dönemde şehirlerimizde gelişen))
  • Biyogaz tesislerinin arttırılması,
  • Değerlendirilebilir atıkların geri kazanımı ile ilgili entegre bir yönetim sistemi oluşturulması ve bu konuda sanayileşmenin önünün açılması

 

  • Emisyon değerleri düşük taşıtlar ve deniz araçları teşvik edilmesi,
  • Sulak alanlar koruma altına alınması,
  • Ağaçlandırmış alanların (yeşil koridorlar vb) arttırılması,
  • Gölet projelerinin artırılması ve sadece proje aşamasında kalmayıp gerekli imalatların yapılması,
  • Şehirlerde yeşil alanların artırılması (dikey bahçeler, yeşil koridorlar, teras bahçeler vb),
  • Enerji verimliliği düşük ısıtma, soğutma ve mutfak aletlerinin kullanımına kademeli olarak son verilmesi,
  • Enerjiyi verimli kullanan aletler ve ekipmanlar teşvik edilmesi,
  • Atıksu Arıtma tesislerinin arttırılması,

  • Sel taşkın önlemeye dönük yeşil altyapı ile su yönetimi (geçirimli beton ve kaplamalar, yağmur hendekleri vb) konusunda yasal düzenlemelerin yapılması,
  • İmar mevzuatında yeşil altyapı zorunluluklarının getirilmesi

İklim değişikliği ile mücadelede birçok sektörü ilgilendiren mücadele alanları mevcuttur. Şehirlerimizde yeşil altyapı çözümleri genel başlığı altında toplanabilecek olan bunların başında belki de “yeşil altyapı ile su yönetimi” gelmektedir. Tüm bu alanları ilgilendiren çözümleri sırayla ele almak gerekiyor.

“Gerçek hayatta olduğu gibi, karmaşık mühendislik tasarımları pragmatik bir yaklaşım gerektirir”  Haresh Sippy

  YEŞİL ALTYAPI İLE SU YÖNETİMİ 

Temel alınacak olgu şudur; iklim değişikliğinin etkileri, alışılagelmiş iklim rejiminden farklı olarak aşırı hava olayları şeklinde kendini gösterir.

Aşırı hava olayından kastımız; kısa veya uzun süreli şiddetli yağışlar ve buna bağlı gelişen sel ve taşkınlar ya da tam tersi kuraklığa bağlı oluşan ve temel ihtiyaçlarda yaşanan ciddi problemlerdir. Bu örneklere birçok ekleme yapmak mümkündür, ancak biz burada aşırı yağış ve kuraklığa bağlı yeşil altyapı mühendisliği/mimarlığı (peyzaj, inşaat, mimarlık, ziraat, orman, jeofizik vb) çözümlerini madde madde ele alacağız.

Şehirlerimizde yağış suyu yönetimi ve yeşil altyapı, kentsel yenilenebilir yeşil enerji; proje/tasarım açısından başta peyzaj mimarlığı disiplininin koordinasyonunda, mimar, inşaat mühendisi, zemin tipi/drenaj koşulları, zemin geçirgenliği, yer altı suyu şartları, geotextile vb açısından jeofizik mühendisi, jeoloji mühendisi, biyoçeşitlilik konularında orman ve ziraat mühendisleri ile yenilenebilir yeşil enerji konusunda elektrik, enerji ve makine mühendisleri ve projenin karakteristiğine göre diğer meslektaşlarımızla çoklu-disipliner bir alan olarak karşımızda durmaktadır.

Ülkemizde sel/su baskını istatistiklerine AFAD tarafından yayınlanmış olan “Afet İstatistikleri 2020” raporundan ulaşmak mümkündür.

1950-2019 Ülkemizde meydana gelen sel/su baskını olaylarının il bazında sayıları (AFAD)

Yağış yönetimi; yağış suyunu tutarak suyun doğal akış sistemine uygun şekilde su kaynaklarına iletilmesini hedefleyen bir yönetim sistemi olarak tanımlanır ve dünyada birçok şehrin önceliği haline gelmiştir.

Günümüzde yaşanan su sıkıntılarını, baraj doluluk oranlarını tartışır hale gelmişken konunun önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Bu anlamda; bu çabaların gelişmesi amacıyla yapılan çalışmaların sonucunda “SÜNGER KENT” tanımı ortaya çıkmıştır.

 SÜNGER KENT

Geçirimli yol ve yüzeylerin arttırılıp geçirimsiz yüzeylerin azaltıldığı, yağmur bahçeleri, su tutma hendekleri, çatı bahçeleri, göletler vb yapılar ile yağış suyunun doğal sistemlere iletilmesini hedefleyen; yağış suyunun yönetiminde kirli su akışının azalması, suyun doğal yöntemlerle tutulması, filitre edilmesi ve su kaynaklarına iletilmesi için ekolojik (doğa esaslı ve rekreasyonel) çözümler geliştiren kent olarak tanımlanır.

Başarılı çözüm ve uygulamalar içeren sünger kentlerde sellerin sıklığı ve şiddeti azalır, su kalitesi artar, yeraltı ve yerüstü su kaynakları beslenir (Xu vd, 2018).

Yağış suyu yönetimi sistemleri doğal drenaj deseni dikkate alınarak su döngüsüne uygun bir şekilde inşa edilen yağmur bahçesi, geçirimli döşeme, kuru kuyu, yağış suyu bitki şeridi, yağmur hendeği (su tutma ve biriktirme hendeği), sızma çukuru, yeşil çatı (çatı bahçesi), yağmur varili, sarnıç, su arıtma alanları, göletler ve sulak alanlar vb gibi akılcı çözümler içeren yeşil altyapı bileşenlerinin oluşturulmasıyla sağlanabilir. (Karakoçak, 2011, SPSMM 2016).

Yağış suyu yönetimi bir başka tanımla “SÜRDÜRÜLEBİLİR ŞEHİR DRENAJ SİSTEMİ” olarak da ifade edilebilir.

  1. Gözenekli Döşeme (Geçirgen Döşeme)

Düşük trafik yoğunluklu alanlar, yaya yolu, okul ve kampüs alanları, açık alanlardaki voleybol ve basketbol sahalarının zeminleri, bahçe avluları, kaldırım kenarı drenler, gürültü bariyerleri, yapay kayalık zeminler, tenis kortları, bisiklet yolları, açık otoparkları, yangın şeritleri, otoyol refüjleri, şehir aydınlatma alanları, kampüs ve site içi yollar, pazaryeri zeminleri vb alanlarda kullanılabilen suyu içine alarak doğal yollarla filtre ederek toprağa sızdırankirleticilerden arınması ve yeraltısuyu kaynaklarının beslenmesine olanak sağlayan, geleneksel betondan farklı olarak iri agregalar ile birbirine bağlı boşluklar içeren beton ya da asfalt vb materyallerden üretilen döşeme türüdür.

  1. Yağmur Bahçesi (Biyolojik Tutma Alanları)

Yer altı suyu seviyesinin yüzeye yakın olmadığı, tercihen az eğimli alanlarda imalatının yapılması uygun görülen; çatı olukları, araç-yürüyüş yolları, otoparklar gibi alanlarda yağış sonrası oluşan yüzey akışla birlikte gelen suyun toplanması ve doğal biyolojik arıtma yöntemleriyle arıtılarak kalitesinin iyileştirilmesinin temel amaç olduğu; konut sahipleri, yerel yönetimler (belediyeler ve bağlı iştirakleri ile il özel idareleri) ve diğer kamusal alanlar için son derece basit ve düşük maliyet etkin bir yağmursuyu yönetim aracı olan, yağmur sularının herhangi bir işleme tabi tutulmadan doğrudan yönlendirildiği ve üzerinde doğal ve yabancı yurtlu bitkilerin yetişebildiği sığ çukur alanlara “yağmur bahçesi” veya “biyolojik tutma alanları (bio-retention)” adı verilir. (Demir 2012, Jaber vd 2012).

III. Yağış Suyu Bitki Şeridi

Yağış suyu bitki şeritleri; yüzey akış suyu kontrolü, sızdırma ve filtreleme işlevlerine sahip; farklı şekil ve boyutlarda alana özgü bitki türlerini içerecek şekilde tasarlanan, geçirgen jeofizik yer yapısı ve doğal bitki türleriyle suyun emilmesini ve kirleticilerden arınmasını sağlayan mühendislik ve tasarım ölçütleri içeren; bazı şeritlerde fazla yüzey akış suyunu toplayan su depoları barındıran ve yer altı suyu (YAS) sistemlerinin beslenmesini sağlayan, yağmur suyunu bordür açıklıklarından içine alacak şekilde yol ve kaldırım kenarlarında oluşturulan sistemler olarak tanımlanır.

  1. Yağmur Hendeği (Su Tutma ve Biriktirme Hendeği)

Yağmur hendekleri; yüzeysel akış hızını yavaşlatarak erozyonu önleyen, taşkın pik debisinin oluşma zamanını geciktiren, yüzeysel akışa geçen yağmur suyu miktarını ve taşkın pik debisini azaltan, yer altı suyu seviyesini arttıran, yağmur suyundaki kirletici maddelerin uzaklaştırılmasını sağlayan, biyoçeşitliliği arttıran, kentsel estetiği arttıran, kentsel bölgelerde pik sıcaklıkların azalmasına yardımcı olan; yüzey akış suyunun toplanması, tutulması ve kirleticilerin filtrelenerek suyun süzülmesini sağlayan yol kenarlarında oluşturulan dar ve uzun bir yapıda bitkilendirilmiş hendeklerdir. (Ünal ve Akyüz, 2017).

  1. Yeşil Çatı (Eko Çatı)

Yeşil çatılar, düz ya da az eğimli çatıların üzerine imalatı yapılan, bitki örtüsü, toprak, drenaj ve su geçirimsiz membranlardan oluşan, yağmur suyunun bir bölümünü tutan, fazla suyu giderine yönlendiren yapılardır.

  1. Yağmur Varili/Tankı

Yağmur varili, gömülebilir veya yer üstünde tutulabilir, yaprak ve diğer küçük nesneleri uzaklaştıran bir filtre sistemine sahip, yağmur suyu tahliyesine takılan bir depolama tankıdır.

Şehirlerin gelişimini tamamlamış bölümlerinde yeşil altyapı bileşenlerinin oluşturulmasına yönelik çözümler oldukça sınırlı düzeydedir. Yeni yeşil alan oluşturmak için uygun açık alan bulmak neredeyse imkansızdır. Bu alanlarda;

  • Dikey bahçeleri, çatı bahçeleri oluşturarak veya yol ağaçlandırması yapımıyla birlikte bitki örtüsü miktarı arttırılarak,
  • 6306 sayılı Afet Riski Altındaki alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun’adayanılarak Kentsel Dönüşüm yapılan alanlarda yeşil altyapı ve lokal yeşil enerji bileşenlerinin (yağış suyu yönetimi dahil) uygulamaya katılarak,
  • Mevcut OSB’lerin uygun alanlarında ekolojik iyileştirme yaparak yeşil altyapı ve yeşil enerji bileşenleri oluşturarak,
  • İşlevini yitirmiş karayolu, demiryolu ya da akarsu yataklarının tamamı ya da bazı bölümlerinin koridor olarak değerlendirerek,
  • İlgili kamu kurum-kuruluşların birbirleriyle ve kendi içlerinde bütünleşik iş yapma hedefiyle yeniden yapılandırılması ve “politika-yasal çerçeve-yönetim-mühendislik-planlama-tasarım-uygulama-izleme ve denetim”ilişkisinde su temalı yeşil altyapı çalışmaları yürütülerek,
  • Su potansiyeli haritaları, kentiçi dereler master planı, yeraltı su kaynakları haritalarıhazırlanarak,
  • Sulama birlikleri ve kooperatifleribir araya getirilerek su tüketiminin azaltılması, arıtılmış atık suyun tarımsal sulamada kullanılması sağlanarak,
  • Su ihtiyaçlarının karşılanmasında derin yeraltı suyuna (fosil suyu) aşırı yüklenme getirecek uygulamalardan kaçınılması, deniz suyu arıtma ve yağmur suyu hasadı gibi tamamlayıcı çözümler dahil edilerek,
  • İçme ve kullanma suyu amaçlı açılan tüm kuyulara ilişkin koruma zonları oluşturarak,
  • İlgili kurumların katılımıyla yerel bazda yeraltı suyu stratejisininbelirlenerek yeraltı su kaynakları haritası oluşturulması (akış yönleri, riskli bölgeler, beslenme alanları vb.) vb çözümler üretilebilir.

Ülkemizdeki Mevcut Yasal Düzenlemeler

3194 sayılı İmar Kanunu’nun Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliği’nde “kişi başına 10 maktif yeşil alan” standartı dikkate alınmaktadır.

Ülkemizin “Mekansal Strateji Planında” açık yeşil alanlar “sosyal altyapı bileşeni” olarak sınıflandırılmıştır.

Mevzuatta yer alan “Yeşil Alan Sistemi” tanımı “Yeşil Altyapı” uygulaması bakış açısıyla hayata geçirilmesi “İklim Değişikliği ve Zararları ile Mücadele” anlamında gerçekçi ve kıymetli adımlar atılmasını sağlayacaktır.

Yeterli yasal düzenlemeler henüz yapılamadığı için “Kentsel Açık Yeşil Alan” planlaması ve tasarımı kentsel gelişim planlarından izole edilmiş, imar parseli düzeyinde ve belediye meclislerinin insiyatifiyle sınırlı bir ölçüde yürütülmektedir. (Yılmaz, 2010).

30105 sayı ve 23/06/2017 tarihli Resmi Gazete’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızca “Yağmursuyu Toplama, Depolama ve Deşarj Sistemleri Hakkında Yönetmelik” yayınlanmış ve şehirlerimizde yağış suyu yönetimi ile ilgili değerli ve önemli bir adım olmuştur.

Söz konusu yönetmeliğin amacı “yağmursuyu toplama ve deşarj sistemlerinin planlanmasına, tasarımına, projelendirilmesine, yapımına ve işletilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek” olarak tanımlanmış ve kapsamı “halk sağlığını ve güvenliğini, çevrenin korunmasını esas alarak yağmursuyu toplama, depolama ve deşarj sistemlerinin planlamasına, tasarımına, projelendirilmesine, yapımına ve işletilmesine ilişkin usul ve esaslar” şeklinde belirtilmiştir.

Yönetmelik ile ayrıca altyapı yatırımlarının ve hizmetlerinin gerçekleştirilmesinde yaşanan sorunların giderilmesi, veri altyapısının uyumlu ve etkin bir şekilde işletilmesine yönelik standartların oluşturulması, uygulama araçlarının geliştirilmesi çabalarına katkı sağlaması da hedeflenmiştir1.

Yönetmelikte görülen eksiklik ise “yağış suyu yönetimi çözümlerini içeren bu sistemlerin yeşil altyapının bileşeni olduğu ve yeşil alan sistemlerine entegre edilerek tesis edilmesi gerektiğinin” belirtilmemesidir1. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın üst bir düzenleme ihtiyacını tespit edip, “İKLİM KANUNU” çalışması yaptığını da biliyor ve çok kıymetli buluyoruz.

KAYNAKLAR

 

Kaynak;

Yeşil Vatan Koruyucuları Dergisi 1. Sayı