MAVİ VATAN’DA TÜRKİYE

Mavi Vatan Kavramı Nedir?

MAVİ VATAN’ın şu şekilde tanımlamak gerekir “Türkiye’nin uluslararası hukuktan kay- naklanan hak ve menfaatleri doğrultusunda ilan edilmiş ya da ilan edilmesi öngörülen Türk Deniz Yetki Alanlarının tümüne Mavi Vatan” denir. Bu çerçevede tanımlanan “Türk Deniz Yetki Alanları” ifadesi yerine “Mavi Vatan” ismini kullanıyoruz, zira Türk ve yabancı kamuoyunda artık kabul görmüş bir ifadedir. Bizim yaptığımız bu ismin içini doldurmak, hak ve menfaatlerimizi hukuki, siyasi, coğrafi ve teknik açıdan ortaya koymak, tüm bunlara istinaden de haritasını çizmektir. Uluslararası deniz hukukunun ilgili mahkeme kararlarından neşet eden ; “hakkaniyet” prensibinin yanı sıra “orantılılık”, “kapatmama” ve “coğrafyanın üstünlüğü” gibi prensiplerine uygun olarak çizilen bu harita;

(Türkiye’nin deniz ülkesi sınırlarını göstermektedir.)

Mavi Vatan Doktrini, Türkiye’nin denizler üzerindeki hak ve çıkarlarının nasıl savunulacağını, denizlerden nasıl faydalanılacağını sunmakla beraber diplomasinin nasıl yürütülmesi gerektiği ve Türkiye’nin maruz kaldığı yasadışı talepler ve yasadışı faaliyetler karşısında hukuki haklarını nasıl ortaya koyması, hukuki tavrını nasıl belirlemesi gerektiğini Türk Milleti’nin zihniyetine oturtmuş bir doktrindir.

Mavi Vatan Haritası ile de Türkiye Cumhuriyeti’nin tamamen uluslararası hukuktan kaynaklanan deniz hak ve menfaatleri çerçevesinde, Türk Deniz Yetki Alanlarını gösteren bir haritanın nasıl olması gerektiği çalışmasının sonucudur.

Doğu Akdeniz’deki Son Durum Nedir? Denizlerimizde Bir Tehlike Söz Konusu Mu?

Doğu Akdeniz özellikle son yıllarda jeopolitik gerilimlerin yoğunlaştığı bir bölge haline gelmiştir. Bölgede yer alan ülkeler arasında yaşanan anlaşmazlıklar, doğal kaynaklar üzerindeki rekabet ve askeri varlıkların artması, bölgeye ve Mavi Vatan’a yönelik tehditleri artırmaktadır.

Bölgedeki en önemli güvenlik tehditlerinden biri Yunanistan’ın bölgeye müdahalesi ve Doğu Akdeniz’de sismik araştırma faaliyetlerine başlamasından ileri gelmektedir. Yunanistan, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz yataklarının paylaşımı konusunda yürütülen müzakerelerde de hak iddia etmektedir. Bu durum bölge ülkeleri arasında gerilime neden olmaktadır.

İran, Rusya’nın ve İsrail- Filistin Savaşı ile bölgeye intikal eden ABD’nin bölgedeki askeri varlığı Doğu Akdeniz parçasını doğrudan tehdit eder bir konumdadır. İran ve Rusya, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerdeki yerel gruplara destek vermesinden doğan gerilimler bölgesel işbirlikleri önünde engeller meydana getirmektedir. Bölgede faaliyet yürüten PKK gibi terör örgütleri de istikrarsızlığın ve güvensizliğin ana kaynaklarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Doğu Akdeniz’de gerilimin temel kaynaklarını şu şekilde sıralamak mümkündür; enerji rekabeti, MEB alanları anlaşmazlığı, askeri tehditler, siyasi krizler, terör, mülteci krizi ve ABD, Rusya, Çin gibi küresel aktörlerin bölgeye nüfuz etme isteklerinin yanı sıra BM, AB, NATO gibi uluslararası örgütlerin bölgeye dair politika belirleme ve bölgesel meselelerde belirleyici olma rolleri her geçen gün dış müdahaleleridir.

Doğu Akdeniz’deki son durumu değerlendirirken diplomatik ve pratik faaliyetler olarak iki ayrı safhada bakmak gerekmektedir.

Pratik boyutta ele alacak olursak Türkiye, 22 Aralık 2020’den bu yana Seville Haritasında kendisine reva görülen sınırların dışına çıkmamaktadır.

Tüm bunlara rağmen 22 aralık 2020’den itibaren Avrupa Birliği’nin her yıllık ilerleme raporunda Doğu Akdeniz konusunda Türkiye saldırganlıkla suçlanmaya da devam ediyor.

Yani biz Doğu Akdeniz’de haklarımızı kullanmamıza hatta yer yer haklarımızdan feragat etmemize fiili olarak haklarımızı karşı tarafa ikram etmemize rağmen Yunanistan’ın hamiliğini üstlenen Avrupa Birliği, Türkiye’ye yaptırım uygulamaya devam ediyor.

22 Aralık 2020’den Bu Yana Seville Haritası Dışına Çıkamadık

Türkiye’ye Reva Görülen Seville Haritası

Türkiye son 1 yıldır Seville Haritası sınırları içerisinde bulunan Akseki-1 sahasında sismik arama ve sondaj faaliyetleri yürütüyor.

Türkiye Son 1 Yıldır Akseki-1 Sahasında Faaliyet Yürütüyor

Bu durumu Mavi Vatan’ın en ucuna taarruz etmek için yapılan bir ricat olarak değerlendirmek istiyoruz.

Elbette konuyu sadece deniz ve jeopolitik boyutunda değerlendirmemek gerekir esas itibariyle devlet yönetimi zor bir meseledir ve yeri geldiği zaman fincancı katırlarını ürkütmemek gerekir. Fakat dünya devletleriyle kıyaslandığında dünyadaki en iyi sondaj ve sismik arama filosuna sahip Türkiye’nin elindeki imkanları da acilen verimli bir şekilde kullanması gerekmektedir.

Mevcut durumda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de iki tane önemli bulunmaktadır;

  • Münhasır ekonomik bölge ilan etmek
  • KKTC’nin varlığını güçlendirmek

Bu iki temel hedefin gerçekleşmesi de diplomatik yollardan geçmektedir. Bu bağlamda diplomatik safhaya bakmak gerekir ki orada da olumlu gelişmeler meydana gelmektedir.

Örneğin; 12 Şubat 2024 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaret, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgesinin ilanı için büyük öneme haizdir.

Yunanistan; sözde Seville Haritası ve uluslararası hukuku ihlal eden maksimalist tezleri ile Doğu Akdeniz’de yaklaşık olarak Libya’nın 39.000 km² ve Mısır’ın 15.000 km² deniz yetki alanını gasp etmeyi hedeflerken, Türkiye, Mavi Vatan Doktrini ile uluslararası hukuk ilkelerine dayanarak hem kendi haklarını hem de Mısır’ın haklarını koruyacak şekilde adil bir deniz yetki alanları paylaşımı haritası sunmuştur.

Kaldı ki Türkiye ile bir MEB antlaşması imzalaması durumunda Mısır, 15.000km² daha fazla deniz yetki alanı kazanacaktır.

Türkiye’nin başta Mısır olmak üzere bölge ülkeleriyle yapacağı anlaşmalar ile Mavi Vatan’ın Doğu Akdeniz parçasını güvene alarak burada bulunan ve Türkiye’nin enerji ihtiyacını 572 yıl boyunca giderme kapasitesine sahip enerji kaynaklarını garanti altına alacaktır.

Bölgedeki tehdit durumuna gelecek olursak Doğu Akdeniz son yıllarda hiç olmadığı kadar gergin ve sıcak bir durumda. 7 Ekim 2023’den bu yana devam eden şiddet ve gerilim bir sarmal halinde genişliyor.

Ben bu durumu “Gazze’deki kıvılcım bütün bölgeyi ateş topuna çevirebilir” şeklinde yorumluyorum.

7 Ekim 2023 tarihinden bu yana ABD’nin Doğu Akdeniz’deki askeri varlığını artırması ve son olarak 13 Mart 2024 tarihinde Pentagon’un, Gazze’ye seyyar liman inşaatı için 4 gemiyi Doğu Akdeniz’e yollayacağını duyurması ve Ayrıca Kızıldeniz’deki gelişmeler Doğu Akdeniz’deki risk faktörünü gün geçtikçe daha artırmaktadır.

Kaldı ki bu tehdidin Türkiye’yi hedeflediği de hatırlanacağı üzere 7 Ekim 2023 tarihinde ABD’nin Doğu Akdeniz’de yürüttüğü gambot diplomasisi ile ortaya çıkmıştı.

9 Ekim 2023’te Amerikan Uçak Gemisi görev grubu bünyesindeki USS Gerald R. Ford Uçak Gemisi “Gambot Diplomasisi” uygulayarak Sevilla Üniversitesi haritasındaki Türkiye

Yunanistan sözde sınırı üzerinde ve Abdülhamit Han Sondaj Gemimizin 5 mil uzağına demirlemiş ve kalmıştı.

Bölgede, özellikle Ortadoğu ve Doğu Akdeniz güç dengesi masanın üzerine konulmuştur. İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri, yeni bir strateji geliştirirken yani ellerine makası almışlar ve Ortadoğu kumaşı ile yeni bir elbise dikmeye çalışırken Türkiye bu süreçte en büyük engel olarak onların karşısına çıkmaktadır.

Yunanistan İle Normalleşme Adımlarının Seyri Ne Durumda?

7 Aralık 2023 günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis arasında Atina’da gerçekleştirilen zirve sonunda “Atina Bildirgesi” adıyla bir bildirge imzalanmıştı.

Aynı gün Miçotakis, bir iyi niyet göstergesi olarak, Türkiye’ye oldukça yakın ve ekonomileri Türkiye’den gelen turiste bağlı olan 10 adaya Türk vatandaşlarının kapıda vize ile yılda yedi gün süreyle ziyaret edebilmesini sağlayan uygulamanın yeniden hayata geçirileceğini sanki büyük bir lütufta bulunuyormuş edasıyla duyurmuştu.

10 Aralık 2023 günü Yunanistan Milli Savunma Bakanı (önceki dönem Dışişleri Bakanı) Dendias bildirgenin imzalanmasının hemen ardından Yunanistan’ın tanınmış gazetesi “To Vima” ya verdiği demeçte özetle; “Türkiye bizimle iyi ilişki kurmak istiyorsa,

  • Türk-Libya Deniz Yetki Alanları Antlaşmasını iptal etmeli,
  • Mavi Vatan Haritası ve Mavi Vatan Doktrininden vazgeçmeli,
  • Karasularını artırmamızı tehdit eden TBMM’nin 1995 deklarasyonunu yok saymalı”taleplerinde bulunmuştu.

24 Ocak 2024 tarihinde ise Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis’in talimatıyla Yunanistan Dışişleri Bakanlığı BM’ye Türkiye-Libya Deniz Alanları Sınırlandırma Antlaşması’nı şikâyet eden ve iptalini isteyen bir mektup yazdı.

Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylanmasının hemen ardından, ABD Dışişleri Bakanlığı, 27 Ocak 2024 tarihinde Türkiye’ye 40 adet F-16 savaş uçağı ve modernizasyon kiti satışını onaylayan resmi tebligatları Kongreye gönderdi.

Aynı anda Yunanistan’a ise 40 adet F-35 savaş uçağı ve ekipmanlarının satışını onaylayan resmi tebligatları da Kongreye gönderildi.

ABD’nin Yunanistan ve Türkiye’ye askeri yardımlarında eskiden 7/10 oranı vardı.

Şimdi ise bu oran 7/0 oldu!

Bu bağlamda değerlendirildiğinde ABD resmen Türkiye’ye ambargo uygulamakla kalmıyor, Yunanistan’ı silahlandırıyor.

– Yunanistan’a geçen ve Yunanistan’da bulunan FETÖ mensuplarını Türkiye’ye iade etmeden,

– Türkiye’den deniz ve toprak talebinden vazgeçmeden,

– Antlaşma hükümlerine uyar hale gelmeden,

– Kendisine antlaşmalarla devredilmeyen adalara sahiplenmekten vazgeçmeden,

– İnsan hakları başta olmak üzere tüm hukuk ve hak ihlallerini sonlandırmadan,

– Her ortamda kronik Türkiye karşıtlığından vazgeçmeden Yunanistan ile asla hiçbir konu müzakere edilmemelidir kanaatindeyim.

Yunanistan talep ve ihlallerinden vazgeçmedikçe müzakere olmamalıdır. Müzakereyi onlar talep etmeli, biz de müzakere için “öncelikle anlaşmalara uymalarını, ihlal ve taleplerinden vaz geçmelerini” ön şart olarak sunmalıyız.

Türkiye’ye yakışan duruş budur.

Doğu Akdeniz’deki Hak Ve Menfaatlerin Korunması İçin Hangi Adımlar Atılmalı, Nasıl Anlaşmalar Yapılmalı?

Türkiye’nin en az 544 yıllık doğal gaz ihtiyacını karşılayacak bir gaz hidrat yatağı Mavi Vatan’ın Doğu Akdeniz parçasında bulunmaktadır. Böylesine büyük kaynaklara sahip bir Türkiye’nin ne derece küresel bir aktör olabileceği aşikardır.

Arama çalışmalarının halen birçok bölgede devam ettiği ve olası yeni sahaların keşfi ile öngörülen bu rezervlerin daha da artacağı düşünüldüğünde, enerji bağlamında Doğu Akdeniz’in önemi bir kat daha artmaktadır. Diğer yandan, hem petrol hem de doğal gazın varlığına delalet ettiği gibi, geleceğin enerji maddesi olarak da ifade edilen gaz hidrat yatakları Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) tespitlerine göre Karadeniz’in yanı sıra Doğu Akdeniz’de de bulunmaktadır. İsrail’in zengin doğal gaz bulduğunun belirtildiği alanlar ile gaz hidrat bulunduğunu gösteren alanların birbiri ile örtüşüyor olması ilginçtir ve bulguların doğruluğuna delalet etmektedir. Antalya Körfezi ve civarı zengin gaz hidrat yatakları doludur ve bu alan yaklaşık 80.000 kilometrekaredir.

Denizlerin paylaşım mücadelesinin yaşandığı mevcut konjonktürde, bütün tartışmalar Münhasır Ekonomik Bölge kavramı temelinde şekillenmektedir. Kıta sahanlığının yerini artık dünyada MEB almıştır. Zaten Doğu Akdeniz’deki kıyıdaş devletler de MEB’i dikkate almaktadır. İşte bunu gören GKRY, 21.yüzyıla damgasını vuran MEB esasında tüm girişimlerini gerçekleştirmiş ve gerçekleştirmeye devam etmektedir.

Yunanistan ve GKRY’nin mesnetsiz uygulamalarının öne çıktığı mevcut düzlemde; Orta ve Batı Akdeniz’de birçok devlet arasında deniz yetki alanlarının belirlenmesine yönelik antlaşmalar yapılmış ve MEB ilanlarında bulunulmuştur.

Bugüne dek Akdeniz’de; Fas, Tunus, Suriye, GKRY, Libya, İsrail ve Lübnan olmak üzere toplam yedi devlet MEB ilan etmiştir. Ayrıca Akdeniz’de; İtalya, Hırvatistan ve Fransa ekolojik koruma alanı; Cezayir, İspanya, Libya, Tunus ve Malta ise balıkçılık koruma bölgeleri olmak üzere toplam sekiz devlet muhtelif deniz yetki alanları ilan etmiştir.

Türkiye ise hak ve menfaatleri bulunduğunu birçok kez ve çeşitli vesilelerle deklare etmesine karşın, Doğu Akdeniz’de MEB sınırını ilan etmemiş, KKTC ve Libya dışında herhangi bir kıyıdaş ile sınırlandırma anlaşması akdetmemiş bölgedeki tek devlettir.

Doğu Akdeniz’de GKRY ve Yunanistan; uluslararası hukuk ve meşruiyete aykırı olarak, diğer kıyıdaş devletler ile ikili ya da çok taraflı sınırlandırma antlaşmaları akdetmekte ve fiili uygulamalarda bulunmaktadır. Bu suretle Türkiye’nin canlı, cansız kaynaklardan yararlanmasını engellemek ve Türkiye’yi uluslararası kamuoyu nezdinde emrivakilerle karşı karşıya bırakmak istemektedir. Yunanistan ve GKRY ikilisi, bu amaç doğrultusunda uluslararası kamuoyunu kullanmakta ve etkilemektedir. Bu hususla ilgili olarak, Türkiye’ye Antalya Körfezi’nde küçük bir alan bırakan deniz yetki alanları haritasının AB ve AB’ye bağlı bazı kuruluşlar tarafından kullanılması örnek verilebilir.

Türkiye son zamanlara kadar Doğu Akdeniz’de muhtemel MEB olarak öngördüğü deniz yetki alanlarını ve ilgili kıyıdaş devletleri düşey hatlar kullanarak belirleme prensibini benimsemiştir. Bu bakış açısıyla ülkemizin dünya küresi üzerinde eğimli konumlanmasını dikkate almamıştır. Ülkemizin doğu- batı hattında düz olarak tanımlandığını esas alan doğru olmayan bir anlatışla ve haritaya yanlış bakışla hareket etmiştir. Dolayısıyla kıyıdaş devletler olarak sadece Suriye, KKTC ve Mısır’ın muhatap alınması durumunda kalınmıştır.

Türkiye’nin esas alması gereken Türkiye’nin dünya üzerinde “1,5 derecelik enlem farkını” ve bu enlem farkından yola çıkılarak belirlenen “diyagonal hatlar” esasıyla Türkiye’nin denizden komşuları ve deniz yetki alanları doğru bir şekilde belirlenmiştir.

Ancak Türkiye’nin deniz hukukunun ilgili hüküm ve prensipleri ile uluslararası mahkeme ve hakem kararları ışığında Libya ve KKTC’nin yanı sıra İsrail, Lübnan, Mısır ve Suriye ile ilgili kıyıdaşlar olmaları nedeni ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair antlaşmalar imzalaması mümkündür ve gereklidir.

Bu şekilde imzalanacak antlaşmalar Türkiye’nin olduğu kadar, bahse konu kıyıdaşların da (GKRY ile deniz yetki alanları sınırlandırma antlaşmaları akdetmelerine nazaran) menfaatinedir. Türkiye’nin İsrail ve Mısır ile yapabileceği bu sınırlandırma antlaşmalarına istinaden, Kıbrıs Adası güneyinde GKRY’nin ilan ettiği 1, 4, 5, 6, 7, 8, 10, 11 ve 12’nci parsellerinde MEB haklarına sahip olması söz konusudur.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de KKTC ve Libya dışında deniz yetki sınırlandırması yapabileceği ilgili kıyıdaş devletler; Mısır, İsrail, Filistin, Lübnan ve yan sınırımızda olan Suriye’dir.  Tüm bu kıyıdaş ülkeler, ülkemizle deniz yetki sınırlandırma anlaşmaları yaptıkları ve yapacakları halde hakları olan aşağıda belirtilmiş deniz yetki alanları kazanacaklardır:

GKRY ve Yunanistan ile yaptıkları ya da yapmayı öngördükleri anlaşmalara nazaran Türkiye ile bir anlaşma yaparak;

Mısır yaklaşık 21.303 km2;

Lübnan yaklaşık 1.620 km2;

İsrail yaklaşık 4.525 km2;

Filistin yaklaşık 8.510 km2 ve

Suriye ise yaklaşık 1.104 km2 deniz yetki alanı kazanacaktır.

Doğu Akdeniz’de Türkiye ile kıyıdaş ülkelerin Türkiye ile antlaşmaları sonucu kazanacakları MEB alanlarını aşağıdaki harita ile göstermek mümkündür.

 

Öte yandan Türkiye ise Mısır, Filistin, İsrail, Lübnan ve Suriye ile yapacağı deniz yetki alanları sınırlandırma antlaşmalarından yaklaşık 13.870 km2 deniz yetki alanı kazanacaktır.

 

Kaynak;

Yeşil Vatan Dergisi 1. Sayı