PANDEMİ SONRASI TÜRKİYE EKONOMİSİ

Recep Erçin

Ekonomi Yazarı

Türkiye ekonomisi anomali döneminden geçiyor. Uygulanan deneysel ekonomi politikaları serbest piyasa rejimi içerisindeki mekanizmalar arası bağların kopmasına yol açtı. Haziran 2023’ten sonra bir toparlama evresindeyiz. Bu toparlama evresi ne derece başarılı olacak? Burada ciddi bir soru işareti var. Çünkü birçok açmazla karşı karşıyayız. Enflasyon göstergeleri yukarı yönlü. Çünkü ekonomik aktörlerin fiyat beklentileri bir türlü çıpalanamıyor.

Bunun sadece faiz politikası ile çıpalanması mümkün değil. Bir satıcı enflasyonu söz konusu. Salt talebi kısma üzerinden uygulanan mekanizmalar arz cephesinde de farklı bir maliyet şokuna yol açıyor. Nedir? Ülkede işletme sermayesi düşük. Bu yüzden şirketler devamlılıklarını sürdürebilmek için işletme kredisi kullanıyorlar. Şu ortamda sadece teker döndürmek için bile kullanılan işletme kredilerinin faizleri haliyle ciddi bir maliyet unsuru bu da fiyat artışlarını besliyor.

Diğer yandan ücretli kesimlerin harcama eğilimi yüksek. Çünkü sade bir ücretlinin hayat planında bir ev bir de araba almak vardır. Bugün bir ücretli bu fiyat ve ücret seviyelerinden ne ev ne de araba alabilir. Haliyle tasarrufu bırakıp harcamaya yöneliyor. Herkes günü kurtarmaya dönüyor. Zaten kiraların geldiği seviye ki akıl alır gibi değil. Yani bir konut kirası aylık ücretin üçte biri olması gerekirken bir asgari ücret seviyelerine ulaşmak üzere.

Bu genel tablo içerisinde ülkenin ödemeler dengesi krizi riski söz konusu değil. Rezervler nispeten toparlanıyor. Enflasyonun da temmuz sonrası mevcut politika devam ederse hızla düşmesi mümkün ancak bunun için maliyet tarafında bilhassa kamunun daha titiz davranması gerekiyor.

Pandemi ekonomiyi ciddi etkiledi. Peki Türkiye toparlanabildi mi?

Kovid-19 salgını sırasında Türkiye ekonomisi bir bahar dönemi yaşadı. Uygun faizli kredi ve rezervlerin yakılması sayesinde Türk özel sektörü net dış borç ödeyici oldu. Verilen teşviklerle yatırımlar hızlandı. Bilhassa Çin tarafından tedariğin aksaması sayesinde Batılı firmaların Türkiye’yi öncelikli tedarikçi olarak plana dahil ettiler. Fakat bu ilanihaye sürecek bir durum değildi. Kapasiteler belli sektörlerde haddinden fazla arttı.

Salgın sonrası talebin de canlanması ile enflasyonist etkiler Batı ekonomilerinde baş gösterdi. Buna Ukrayna krizi kaynaklı enerjide hızlı fiyat artışları da dahil oldu. Böylece merkez kapitalist ülkeler faiz artışı yoluyla ekonomilerini soğutmaya yöneldiler. Aynı dönemde Çin de oyuna tekrar döndü.

Çünkü lojistik maliyetleri normal seviyelere geriledi. Böylece Türk firmaları rekabette zorluk yaşamaya başladılar. Enflasyonu dizginlemek için baskılanan kur, ücretli kesimin enflasyon karşısında ezilmemesi için yapılan maaş artışları gibi etkenler firmalarda ciddi maliyetler yarattı.

Elbette karayolu ağırlıklı iç ve dış taşımadaki akaryakıt maliyetleri ile enerji fiyatlarındaki yüksek seyir de fiyat tutturma noktasında şirketleri zorladı. İç piyasa canlı olsa da ihracat tarafındaki sıkışıklık sanayi tarafında bir zayıflık getirdi.

Elbette salgın sonrası ekonomiyi sarsan en önemli etki 11 ili vuran depremler oldu. Afet etkisi bütçede ağır hasara yol açarken cari denge de henüz toparlanamadı. Bundan önce uygulanan para politikası aktarım mekanizmasının bozulmasına yol açtı. Orada henüz bir bağ kurulabilmiş değil. Çünkü KKM sıkıntı yaratıyor.

Türkiye ekonomisinin esas sorunu ise çift para sistemi. DTH’ları yani. Döviz mevduatları bu kadar yüksek iken ülkede TL’nin faizi kadar kur seviyesi ve ABD’nin izlediği para politikası da iç pazardaki gelişmeleri etkiliyor. Bu kadar dövize bağımlı bir ekonomide bağımsız politika izlemek sözde yapıyoruz dense de özde teknik açmazlar yaratıyor. Yine de 2023 büyümesi tarım ve sanayideki zayıflığa rağmen güçlü kaldı. Çünkü kredi ile büyüyen iç pazar geneli sırtladı. Hane halkı tüketimi canlı. Turizm de salgın sonrası süreçte yükselmeye devam ediyor. Ülkenin hizmet gelirleri tarafında net döviz kazandırıcı faaliyetleri cari dengeyi de bir sınırda tutabiliyor.

Enflasyon verileri, faiz kararları, işsizlik oranları Türkiye için bir alarm veriyor mu?

Enflasyon için alarm diyebiliriz. Ancak faiz ve işsizlik için aynı şeyi söyleyemeyiz. Çünkü işsizlik resmi anlamda tek hanede bu olumlu. Geniş tanımlı işsizlik ise ülkenin geleneksel sorunu.

Orada ülkenin yeni bir kırılma yapmadan bunu çözülmesi zor. Mevcut sektörler ile ve teknoloji seviyesi ile gidilecek yer burası. Ülkenin yeni teknolojilerle yeni sektörleri geliştirmesi geleneksel sektörlerini de dönüştürmesi gerekiyor. Bunlar lafta olacak şeyler değil. Zor işler. Şimdi yeni bir ulusal istihdam stratejisi açıklanacak. Onu merakla bekliyorum. Öncekinde hedefler başarılamadı. İşsizlik çok derin bir konu. Tarımsal üretimi ve tarımsal nüfusu artıracak bir hamle şart. Sanayi tarafında gidilecek yer kalmadı. Büyük yatırımlar lazım. Onları yapacak sermaye yok. Fakat Suudi Arabistan konusu var. Orada bir fırsat görüyorum.

Ortak yatırımlar için bilhassa Türkiye’nin ihtiyacı olan ferrokrom ve petrokimya yatırımları için finansman oradan sağlanabilir. Enflasyon ise büyük mesele. Bu seviyeler, yüzde 60’lar çok yüksek ki hissedilen daha da fazla. O anlamda ne yapıp edip bir defa enflasyonu Türkiye için kabul edilebilir seviyeler olan yüzde 15-16’nın altına çekmek gerekiyor. Sıkı para politikası devam ederken maliye politikası tarafından bir destek şart ancak esas konu firma denetimleri. Bilhassa kamunun yönetilen yönlendirilen fiyatlar tarafında sıkı durması, çarşı pazarda maliyet artışı ile açıklanamayacak fiyatlama davranışlarının önlenmesi için denetimlerin sıkılaştırılması gerekiyor.

Merkez Bankasındaki değişimin kodları?

Merkez Bankası’ndaki son başkan değişimini soruyorsanız o tamamen önceki başkan Hafize Gaye Erkan’ın kişisel hırslarından kaynaklandı. Devlet size gel bu kurumun başına geç enflasyonu düşür diyorsa sen onu yapacaksın.

Başka siyasi makamlar için zemin yoklamaya başlarsan bu hoş karşılanmaz. Bir de tabi kurum içi dengeleri bakanlıklarla ilişkileri de dengeli tutmak lazım. Merkez Bankası Başkanı, Merkez Bankası Başkanı gibi davranmalı siyasetçi gibi değil. İkinci bir ajandası olmamalı.

Atlantik ötesi ile karmaşık bağları bulunmamalı. Orada bir de tabi görünürde sıkı politika uygularken teknik hatalar yapılmamalı hem eylem hem söylemde. Maalesef geçen süreçte bunları yaşadık. Fatih Karahan ise izlediğim kadarıyla kendisine verilen güvernörlük görevini layıkı ile yapmaya kendisini adamış. İkinci bir ajandası yok. Ekibinde yer alan Cevdet Akçay ve Hatice Karahan da bu kamu görevini kaldırabilecek isimler. Başkan yardımcıları Cevdet Akçay ve Hatice Karahan’ın ben Gaye Erkan döneminin aksine daha aktif bir rol alacaklarını düşünüyorum.

Bu iki ismin yetkinliği zaten tartışılamaz. Cevdet beyin finans ve akademi yine Hatice hanımın reel sektör ve akademi tecrübeleri herkesin malumu. Seçime kadar yumuşak ama seçimden sonra daha da sert bir para politikası ile bizim bir dış etki yaşanmazsa bazı aylar negatif enflasyon görme ihtimalimiz var. Enerji ödemleri de yapıldığı için rezerv tarafından da olumlu haberler gelecektir. ABD’de faizlerin gevşeyeceği yönünde bir sinyal ise dış finansman anlamında ülke açısından olumlu haber olur.

Türkiye’nin ekonomisi nereye gidiyor?

Türkiye bir krizler ülkesi çünkü ev ödevlerini yapmıyor. Siyasetin iktisat politikalarını kurumsallaştırmaması yüzünden dönemsel değişimler yalpalamalara o da cıvataların gevşemesine yol açıyor. Bu haliyle gittiği yere kadar gider sonra resetleme yaparız şeklinde bakılıyor. Şu anlayış ile ülkenin durduğu yerde patinaj yapması kaçınılmaz. Türk ekonomisini değişen dünyaya göre yeniden kurgulamak lazım.

Ben Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vizyonuna inanan biriyim. Son 20 yılda ülke ekonomisinin geldiği yeri küçümsememek lazım. Türkiye büyük ve güçlü bir ekonomi. Elbette zayıflıkları var. İşte yukarıda sözünü ettiğim kurumsallaşma sağlanırsa bu zayıflıklar da aşılır. Aksi halde sorunuza binaen gideceği bir yer yok yerinde sayar.

 

Kaynak;

Yeşil Vatan Koruyucuları Dergisi 1. Sayı